• BIST 101.566
  • Altın 261,200
  • Dolar 5,6804
  • Euro 6,3745
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • Van 15 °C

KUR’ANİ VE NEBEVİ AÇIDAN EĞİTİMİN KODLARI*

DAVUT HOCA

Çocuklarınıza sütle birlikte Kura’an’dan  öğütler verin. Boyları büyürken kalpleri
ve bakışları da büyüsün(Ömer Muhtar)

 

Eğitim, insanın toplum içindeki misyonunu, görevini icra edebilmesi amacıyla taşıması gereken nitelikleri kazanması için tabi tutulan bir dizi programdır. Eğitim, İnsanın hayatın akışına, toplumun yaşantısına, yürürlükteki kural ve kaidelere ayak uydurabilmesi için verilen bir oryantasyon çalışmasıdır. İnsanın içinde yaşadığı toplumun tekâmülü için tabiri caizse taş üstüne taş koymak, bir katma değerde bulunmak için bu uğurda kendisinde olması gereken vasıfları kazanma gayretidir. Ne ilginçtir ki her canlı doğar doğmaz çok kısa bir süre içinde dünyadaki rolünü oynamaya başlıyorken İnsanoğlu için bu o kadar kolay değildir. Çünkü o, Yüce Yaradan tarafından Yeryüzünün Halifesi olarak Dünyaya gönderilmiş, diğer bütün canlılar ise ona hizmet için var edilmiştir. Böyle önemli bir vazifeyle dünyaya gönderilen İnsanın elbette ki hemen işe koyulması mümkün değildir. Onun bir dizi talimden, terbiyeden yani Eğitimden geçirilmesi gerekir. Çünkü İnsan yaradılış itibariyle çok ayrıntılı, çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Tüm yönleri, istidatları, kabiliyetleri düşünülmeden ve bu kişiye uğrunda yaşayacağı, çalışacağı ereğe, ideale, kutsala hizmet edebilecek şekilde yetiştirilmediği müddetçe ya ait olduğu topluma bir bar ya da büyük bir bela olacaktır.

İnsanın yetiştirilmesinde baz alınacak program yere, zamana, dünya görüşüne göre değişkenlik gösterebilmektedir. İnsana verilmesi gereken bu formasyon ile ilgili her kesin, her kesimin, her dinin, her görüşün, her otoritenin, her ideolojinin farklı bir programı, farklı bir düşüncesi, farklı bir projesi, farklı bir müfredatı vardır. Bu kadar önemli ve hayati bir alanda elbette ki Âlemlerin Rabbinin de bir yol haritası vardır. Bu yol haritası ana cadde iken diğer bütün beşeri görüşlerin plan ve programları ara sokak, hatta çıkmaz sokaklardır.

Her Eğitim programının bir amacı, ideali, bir müfredatı, içeriği, bir metodu, yöntemi vardır. Tüm bunlar Eğitimin boyutlarını oluşturur ve bu boyutlardan birinin eksikliği Eğitimde aksamaya yol açar.  Verilecek Eğitimin amacı, içeriği, metodu iyi seçilmezse sadece zaman kaybı olmayacak aynı zamanda o zaman diliminde yetiştirilmesi gereken nesil, insan kaynakları da heba olacak ve bunun boyutları yaşanan coğrafyayı, toplumu yani hayatı etkileyecektir. Eğitimin amacı, kişinin içinde yaşadığı toplumun bekası ve sefasıdır. Her birey içinde yaşadığı bu topluma bu amaçla katılır ve yaşar. Aksi halde hiçbir sektörde yan ürünün bedelinin hiç bu kadar ağır olduğu görülmemiştir.

Yüce Yaradan Eğitimi, hayatın merkezi olarak görmüş, dünyaya gönderdiği Dinleri bir Eğitim Programı, Peygamberleri de bir Eğitimci olarak görevlendirmiştir. Kutsal kitapları teorik eğitim olarak göndermekle yetinmemiş bu teorik eğitimin pratik uygulayıcısı ve öğreticisi olarak Peygamberleri görevlendirmiştir. Bu minvalde Allah’ın Esmaül Hüsna’dan bir ismi ise Rab ismidir ki Terbiye Eden, Terbiyesinde Eşsiz ve Benzersiz Olan manasındadır. Bu ism-i mübarekede Allah’ın, İnsanoğlunun yaradılış gayesine yönlendirilmesinin hikmetini görmekteyiz. “Bizim Rabbimiz her şeyin yaradılışını takdir edip, sonra da onu yaradılış amacına yöneltendir.”(1)

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

“Oku yaratan Rabbin adına! O insanı sevgi ve alakadan yarattı. Oku! Zira Rabbin sonsuz kerem sahibidir; O insana bilgiyi kalemle kaydetmeyi öğretti, o insana bilmediklerini öğretti.”(2) ayetlerinde Yüce Yaradan, RAB ismiyle; Okumaktan, Kalemden, Bilgiden, Kaydetmekten, Öğrenmekten söz ederek Kur’an Müfredat Programıyla Yeryüzünün Halifesi olarak Yarattığı İnsanı tabi tuttuğu Eğitim Programının kodlarını vermektedir. Rab olarak ilk ve en büyük Eğitici, Terbiye Edici olarak bunu Kur’an’ın ilk ayetlerinde belirtmesi, aslında yeryüzünün İnsanoğlu için bir Eğitim alanı, Ahirete doğru olan bu kutsal yolculukta Ahiret hayatının bir ön hazırlığı, ayrıca kusurlu olan insanın Terbiye edilme sahası olduğunu beyan etmektedir. ‘Zira Terbiyeye muhtaç olan kusurludur. Zaten kusurlu olmasa terbiyeye muhtaç olmazdı. Terbiyeye muhtaç ki terbiye ediliyordu. Terbiye ederken elbet Terbiyecisine karşı da kusur işleyecektir. Verilen ilahi emeği üzerinde göstermemek bile başlı başına bir kusur sayılmalıdır. Hele terbiye nesnesi insan gibi irade ve akıl sahibi bir varlıksa, kusurlu olmak işin tabiatı icabıdır. O zaman terbiyecinin bağışlayıcı olması, Rab olmanın şanındandır. İşte bu nedenle Rabbun Gafurun’dur. Bu bahisten insan eğitim ve öğretimiyle ilgilenen herkese düşen pay vardır. O pay, eğiten ve öğreten herkesin eğittiği ve öğrettiklerine merhametli ve bağışlayıcı yaklaşmasıdır. Zira eğitim ve öğretimin temeli merhamettir. Bunun için Rahman suresinin başında ‘O Kur’an’ı öğretti’ ayetinden önce er Rahman ismi anılır. Zira merhamet öğretimin zeminidir.  Bu terbiye sürecinde Cennet; terbiyesine teslim olanlara vermiş olduğu bir ödül, cehennem ise; terbiyesini tamamlamamış olanlara bir yoğun bakım ünitesidir”(3)

Allah; Kutsal Kitaplarda, İnsanoğlunun dünya hayatından sonra asıl baki yurt olan Ahirette mutlu sona kavuşmak için yapması, uyması, dikkat etmesi, uygulaması gereken hal ve hareketi, söz ve davranışı, iş ve işleyişi, kural ve kaideleri genel olarak belirtmiş ayrıca bütün bunları Peygamberlerin hayatlarında uygulamalı olarak da göstermiştir. Ve bunu en son Kamil Din olan İslam diniyle teorikte Kur’an, pratikte Hz. Muhammed’in(sav) yaşantısı ile de tamamlamıştır. Bütün bu kurguyu İnsanoğlunun Dünya-Ahiret yaşantısını kapsayacak şekilde tasarlamış, yol haritasını, koordinatları eksiksiz olarak belirtmiştir. Yaradan, bütün bunları tasarlayıp İnsanoğlunun istifadesine sunduktan sonra İnsanı özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır.

Kur’an, İnsanın yaradılış gayesini belirttikten sonra bu gayeye uygun bir şekilde de yaşam sürülmesi gerektiğini de önemle belirtmiştir. İnsanoğlunun bütün fabrika ayarları tek tek tarif edilmiş, oluşabilecek arızalara, kısa devrelere karşı uyarılar da ihmal edilmemiştir. Yaradan bunu RAB ismi gereği Terbiye amaçlı belirtmiş, Hz. Peygamber(sav) ise bir Eğitimci kimliği ile özelde gönderildiği topluma, genelde tüm Ümmetine bunu uygulamalı olarak göstermiştir. Hz. Muhammed(sav), bir Nebi, bir Resul, bir Peygamber olarak yaşantısının her anında Müslümanların eğitimini asla aksatmamış ve bunu da kendine has, Kıyamete kadar örnek alınacak, uygulanabilecek metotlarla yapmıştır. Örneğin ordusuyla gazveye, sefere, cihada çıktığı zamanlarda, gerisinde mutlaka kalanlarla ilgilenecek, onları eğitecek birini bırakırdı. Bir seferinde savaş meydanlarında bulunmaz bir yiğit olarak çarpışan Hz. Ali’yi şehirde bıraktığında İlmin Kapısı olarak gördüğü bu kişinin toplumun eğitilmesinde çalışmasını savaş meydanlarında cihad yapmaktan daha çok önemsediği mesajını vermiştir. Bedir savaşında, esir olarak ele geçirilen kişilerin, on kişiye okuma-yazma öğretme karşılığı serbest bırakılması şu Yeryüzünde kıyamete kadar iz bırakacak kadar mühim bir düşüncedir.

Peygamberimizin(sav), mescidinin bitişiğinde suffe denilen yerde genç, bekâr ve yoksul insanlardan oluşan, İslam’ı öğrenmeye çalışan, gerektiğinde çeşitli yerlere İslam’ı öğretmek için Öğretmen olarak gönderdiği kişiler vardı. Bu insanların tüm ihtiyaçlarını Peygamberimiz(sav) karşılar, onlara Öğrenme ve Öğretmeden başka bir meşguliyet vermezdi. Bu insanların içinden çok sayıda İslam’a hizmet eden nadide insanlar çıkmıştır. Peygamberimizin(sav) bu uygulaması, geçmiş gelecek tüm zamana örnek olabilecek, İlim, Öğrenme, Öğretme hususlarında başlı başına bir ekol olan ve mükemmel, eşsiz bir uygulamadır.

Peygamberimizin(sav) hayatında, her alanda olduğu gibi tebliğ, eğitim, terbiye hususlarında da bizlere model olabilecek birçok güzel uygulamalar, yöntemler vardır. İşte bunlardan birkaç kesit; Hz. Peygamberin dört müezzininden biri olan Ebû Mahzûre anlatıyor: Peygamber (sav) Huneyn savaşından dönmekteydi. Ben, hepsi Mekkeli olan on kişilik bir gençler grubuyla beraberdim. Huneyn yolunda Resulullah(sav) ile karşılaştık. Resulullahın(sav) müezzini namaz için ezan okuyordu. Biz bir köşeye çekildik ve alay ederek müezzinin söylediklerini tekrar etmeye başladık. Bizi Resulullah(sav) duymuştu. Ezan bittikten sonra “Şunların içinde güzel/gür sesli biri var” diye gönderdiği adamlar bizi huzuruna götürdüler. Resulullah(sav), “Sesi gür olanınız hanginiz?” buyurdu. Yanımdakilerin tamamı beni gösterdiler. Resulullah(sav) onları saldı, beni yanında alıkoydu. Sonra bana, “Haydi bir ezan oku” buyurdu. Resulullah’tan(sav) ve bana emrettiği işten son derece nefret ettiğim halde, çaresiz kalktım, önünde ayakta durdum. Bizzat kendisi bana ezanın okunuşunu telkin etti, öğretti. Ben ezanı bitirdiğim zaman içinde bir miktar gümüş para bulunan bir kese verdi. Daha sonra alnımı, göğsümü sıvazladı ve “Mübarek olsun” buyurdu. Ben, “Ya Resulallah, Mekke’de ezan okumama müsaade et” dedim. “Müsaade ettim” buyurdu. İşte o anda, Resulullaha(sav) karşı duyduğum kin ve nefretten bende eser kalmamış, gönlüm ona karşı sevgi ile dolup taşmıştı. Mekke valisi Attâb b. Esîd’e geldim ve onun valiliği süresince Resulullahın emriyle Mekke’de müezzinlik yaptım. (4)  İşte insan kazanma sanatı, işte bir hakaretten bir hayranlığa ulaştırma sanatı. Yine, Bedevînin biri, Peygamberimiz (sav)'in mescidinin içinde küçük abdestini bozdu. Mescitte bulunanlar kızdılar, bağrıştılar, yerlerinden kalkıp adamın üzerine yürümeye başladılar. Nerdeyse adamı döveceklerdi... Bunun üzerine Peygamber Efendimiz  onlara şu emri verdi:"Onu bırakın. İdrarını yaptığı yere bir kova su dökün ve temizleyin. Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil…” şeklindeki üslubuyla bir bedevinin bile gönlünü alacak, onu kazanacak, onu kendine dolayısıyla İslam’a hayran bırakacak inceliği, tahammülü, nezaketi göstermiştir. Bir başka örnekte; Medine'li çocuklardan birinin kuşu ölmüştü. Çok üzüntülü ve ağlamaklı olan çocuğun bu halini haber alan Peygamber efendimiz(sav) çocuğun evine taziye ziyaretine, onu teselli etmeye gitti. Onun yanına varınca eğilip çocuğa sordu: -"Ömercik, cik cik nerede? Ne oldu cik cike?" dedi başını okşayarak. Çocuk:"Kuşum öldü Ya Rasulallah." dedi. Resulullah(s.a.v.) çocuğu teselli etmek için onunla bir müddet ilgilendi, taziyede bulundu ve çocuğu rahatlatmaya çalıştı.  İşte biz böyle bir Peygamberin ümmetiyiz. Küçük bir çocuğa kuşu öldü diye taziyeye giden bir Peygamberin... Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber(sav), insan kazanma gayesiyle hareket etmiş, menfi bir durumdan bile müspet sonuçlar çıkaracak metotlar ile İnsanlığa model olmuş, onları şefkat ve merhametin hâkim olduğu yöntemlerle eğitmeyi bilmiştir.  Onu sevmeyenler sevgiyi onda bulmuş, onu yok etmek isteyenler onda dirilmiş, onda hayat bulmuş, kendilerini Resulullah’ta(sav) bulmuşlardır. Bir Peygamber, bir devlet başkanı olarak kuşu ölen küçük bir çocuğun evine taziyeye gitmeye üşenmemiş, böyle ince bir gönül hoşluğu ile küçük çocuğun üzüntüsünü paylaşarak, onun o küçük yüreğine daha o yaşta sevgi tohumunu ekerek,  onu teselli ederek biz Ümmetine Eğitim, Terbiye ve insanlara muamelede üstün bir örneklik, harika bir model, eşsiz bir lider olmuştur.

           Efendimiz’in(sav) üslubu; ‘kavl-i leyyin’ yani yumuşak ve nazik bir üslup idi ve bu üslup İnsani ve İslami bir üsluptu. Peygamberimiz(sav), üslup olarak Kur’an’dan yola çıkmıştır. Rabbimiz, Ümmetini yetiştirmesi için Kur’an’la Hz. Peygamberi(sav) eğitmiş, O’nu terbiye etmiştir. “(Ey Muhammed!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (5) ayetinde hikmet ve güzel öğütle, en güzel bir şekilde mücadele et denilerek metod konusunda yol gösteriliyor. Yine “(Ey Muhammed!) Sen, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” (6) ayetiyle yumuşak davranmak, kaba ve katı yürekli olmamak gerektiği üzerinde durularak insanlarla olan muamelede yönteme dikkat çekilmiştir. “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (7) Sözün en güzelini söylemekle şeytana kapı aralanmaması gerektiği vurgulanmıştır. “Fir’avn’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dille konuşun. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (8) ayetiyle karşıdaki zalim biri bile olsa tatlı dille belki doğruyu bulabileceği belirtiliyor. 'O hâlde yürüyüşünde mu'tedil ol; sesini de alçalt! Çünkü seslerin en çirkini, elbette eşeklerin sesidir!'(9), ayetiyle yürüyüşün mütevazı, sesin de makul olması gerektiği, belirtilerek bir eğitimcinin, bir elçinin en küçük ayrıntıya bile dikkat etmesi gerektiği hatırlatılıyor.  Hz. Peygamber’den(sav) ve onun beslendiği Kuran’dan; bütün canlılarla muamelede üslubun ne kadar mühim olduğu, üslup seçilirken bunun İnsani ve İslami olmasının her zaman için felaha varmanın kurtuluşa ermenin anahtarı olduğu vurgulanmıştır. Kur’an’ın ışığında Hz. Peygamberin üslubu biz ümmeti için çok güzel bir örnektir. Çünkü çağımızda üslup hatalarını, kırıcı davranışlarımızı düşündüğümüzde buna ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkmaktadır. Ve bütün bunlardan anlaşılacağı üzere üslubun Eğitimde, Öğretimde, Tebliğde, Muamelatta ne kadar önemli olduğu, bu hayati faaliyetlerin ancak güzel üslupla amacına ulaşabileceği, eylemin önemi kadar o eylemin icra ediliş şeklinin de ne kadar mühim olduğu açıklık kazanmaktadır.
              Hz. Peygamber(sav); ashabını, inanları, ümmetini eğitirken, daima ümit var olmuştur; Hendek Savaşı sırasında, şehir 10 bin düşman askeri tarafından kuşatılmışken, müminler az idiler ve varlık yokluk mücadelesi veriyorlardı. Sahabeler hendek kazarken kırılması zor bir kaya ile karşılaştılar ve Peygamberimiz (s.a.v.)'den yardım istediler. Allah Resulü (s.a.v.), elindeki balyozu kayaya vurdu, bir parçasını kırdı ve şu müjdeyi verdi:-Bana Şam'ın anahtarları verildi! Bir daha vurdu ve bir parça daha kopardı, şöyle bir müjde verdi: Bana İran'ın anahtarları verildi! Tekrar vurdu ve büyük bir parça daha kopardı ve şöyle müjdeledi: Bana Yemen'in anahtarları verildi!(10) İmanla, inançla kayalar gibi çetin tüm engellere, zorluklara vurulan her bir darbe, o iman ve inanç sahibini sahil-i selamete ulaştırır. İşte Habibullah’ın (SAV) her tür güçlüğe ve olumsuzluğa karşı tavrı ve üslubu buydu. O(SAV), bu haliyle ümmetine eşsiz bir rol model oluyordu.

   Olumlu Davranışları Ödüllendirdi ve Takdir Ederdi; İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: “Bir gün Nebi (s.a.v.) tuvalete gitti. Ben de abdest alması için bir kaba su hazırladım. Daha sonra Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) su dolu kabı görünce kimin hazırlayıp koyduğunu sordu. Benim hazırladığımı öğrenince: 'Allah'ım, onun dindeki anlayışını artır.' diyerek bana dua etti.” Soru Sorarak İlgi Uyandırdı; Anlatacağı konuya dikkat çekmek, merak ve ilgi uyandırmak için soru sorardı. Bir gün ashabına: “ Müslüman kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar da: “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler. Yeterince dikkat uyandırdıktan sonra: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” buyurdu. Sonra: “Mümin kimdir?” diye sordu. Ashap yine: "Allah ve Resulü daha iyi bilir." dediler. Bunun üzerine şunları söyledi: "Müminlerin canları ve malları hususunda kendisinden emin olduğu kimsedir."

             Allah Resulü (s.a.v.) soru sorarak ilgi ve merak uyandırıyor, dinleyenleri motive ediyor, ondan sonra anlatacaklarını anlatıyor. İnsan ilgisizce dinlediği şeyi öğrenmez, hele uzun zaman aklında hiç tutmaz. Onun için eğiticilerin sorular sorarak, dinleyenleri motive etmesi çok önemlidir. Anlatacaklarını Zamana Yaydı, Tedriç Kanununa Riayet Etti; İçki yasaklanırken de zamana yayma metodu kullanılmıştır. Önce içkinin zararının faydasından çok olduğu anlatılmış, sarhoşken namaz kılınmaması istenmiştir. Böylece namaz vakitlerinde içki içilmemesi emredilmiş, daha sonra da içki bütünüyle yasaklanmıştır. Örnekler Vererek Anlattı; "Ne dersiniz, birinizin kapısı önünde bir akarsu olsa sahibi orada günde beş defa yıkansa kirinden bir şey bırakır mı?" Orada bulunanlar: “Hayır, kir diye bir şey bırakmaz.” dediler. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.):"Beş vakit namaz da işte böyledir. Onlarla Allah Teâlâ günahları siler, buyurdu."(11)  Öğretmek İçin Hikâyelerden Faydalandı; “Bir köpek, susuzluktan neredeyse ölecek durumda, bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyormuş. İsrail oğullarından bir fahişe onu görünce hemen mestini çıkarıp başörtüsüne bağlamış ve bununla su çekip hayvanı sulamış. Bu sebeple günahları affedilmiştir.” (Müslim, Tevbe 155/2245) “Bir kadın, bağlayarak ölüme terk ettiği bir hayvan sebebiyle cehenneme girmiştir. Onu hapsettiğinde ne bir şey yedirmiş, ne su vermiş, ne de yerlerdeki haşerelerden yemesine izin vermiş.”

Çocukları Camiye ve İlim Meclislerine Götürdü; Yaparak ve yaşayarak öğrenme, en etkili öğrenme biçimidir. İnsan duyduğunu unutur, gördüğünü hatırlar, ama yaptığını öğrenir... Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sabreden zafere ulaşır.” buyurur. Çocukları İşe Alıştırdı; Peygamberimiz (s.a.v.) çocuklara göre iş verirdi. Onlara yapabilecekleri şeyler söyler, ağır işleri onlara yaptırmazdı. Hayber Kalesi'nin fethi sırasında yol boyunca Enes (r.a.), Peygamberimize yardımcı oldu. Yolda konakladıkları vakit ufak tefek işlerde Enes (r.a.), Peygamberimize yardım etti.(12)  Yumuşak ve Hoşgörülü Davrandı; Peygamberimiz (s.a.v.) hiçbir çocuğu dövmediği gibi, dayak ve şiddeti hiçbir şekilde eğitim metodu olarak tavsiye etmemiştir. Eğitimci sevdirmek, nefret ettirmemek, kolaylaştırmak zorundadır. Peygamberimiz (s.a.v.), bize sevdirmeyi ve kolaylaştırmayı tavsiye etmektedir. Anlattıklarının Zihinlere Yerleşmesi İçin Sözlerini Tekrarladı; Enes (r.a.) der ki: “Allah'ın Elçisi (s.a.v.) bir cümle söylediği zaman, anlaşılıncaya kadar onu bazen üç defa tekrarlardı. Bir topluluğa uğradığı zaman onlara selâm verirdi. Konuştuğu zaman ne az ne de çok konuşurdu. Konuşurken ara yere lüzumsuz kelime koyarak sözü uzatmaz, daha iyi konuşma külfetine girmekten hoşlanmazdı.(13)  İnsanların Anlayabileceği Şekilde Konuştu. Hz. Ali (r.a.), “Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) çabuk konuşmazdı; her işitenin anlayacağı şekilde teker teker konuşurdu.” der. (Tirmizî, Menakıb 19/3642). Çocuklara Öncelik Verdi; Hz. Peygamber(sav), kendisini ziyarete gelenler için “Çocuklar gelirse sakın onları bekletmeyin, hemen içeri alın!” diye buyururlardı.(14) İnsanı Değil, Davranışı Eleştirirdi; “İnsanlara ne oluyor, niçin şöyle söylerler veya böyle yaparlar!” diye konuşur, davranışın kötü olduğunu hissettirir, insanı kötülemez ve insana ağır gelecek söz söylemezdi.(15)

 Çocuklara Yalan Vaatlerde Bulunmayı Yasakladı; Medine'de bir caddede yürürken bir kadının çocuğunu çağırdığını, fakat çocuğun annesini dinlemediğini gördü. Kadın, çocuğun eve gelmesini temin etmek için, “Eğer gelirsen sana şunları alacağım, bunları alacağım.” diyordu. Peygamberimiz (s.a.v.), kadına yaklaştı: “Gerçekten çocuğa vaat ettiklerini alabilecek misin?” "Hayır, alamam." dedi kadıncağız. Efendimiz (s.a.v.), kadını uyardı: “Bilesin ki bu, yalan olarak yazılır!” Efendimiz (s.a.v.), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile ilgilenir ve onlarla oyun oynardı. Bir gün o güzelim torunlar, dedelerinden kendilerine deve almasını istediler. Efendimizin deve alacak imkânı yoktu. Kendisi eğildi ve onlara şöyle dedi: “Haydi binin! Bundan iyi deve mi olur?”(16)  Çocukların Hakkına Riayet Etti; Ashaptan Numan b. Beşir anlatıyor: Babam beni alıp Allah'ın Elçisi'ne (s.a.v.) getirdi ve şöyle dedi: "Ya Resulallah, ben bu oğluma bir bağışta bulundum. Bana ait bir köleyi ona verdim." "Bundan başka çocuğun var mı?" "Evet."- "Hepsine buna bağışladığının bir benzerini bağışladın mı?" "Hayır." "O hâlde beni şahit tutma, çünkü ben haksızlığa şahitlik yapamam." Sonra da şunu sordu:- "Ya Beşir, çocukların hepsinin sana iyilikte bulunması, saygı göstermesi, eşit seviyede olmaları seni sevindirir mi?" "Evet, sevindirir!" "O takdirde birine verip diğerini neden mahrum bırakıyorsun?" Efendimiz: "Geri çevir." buyurdu.(17)

 Ayrıca Aziz Nebi (s.a.v.), Beşir'e:"Allah'tan korkunuz ve çocuklarınız arasında adalet ediniz." buyurdu.(18) Böylece Peygamberimiz (s.a.v.), çocukları arasında adaletsiz davranan babayı uyardı ve onu evlatları arasında eşit davranması için ikna etti. Hatta çocuklar arasında sevgiyi paylaşmada eşitliğe bile önem verdi. Bir adam, Peygamberimizle (s.a.v.) beraber oturuyordu. Derken adamın küçük oğlu geldi, adam onu öptü ve kucağına oturttu. Sonra adamın küçük kızı geldi, onu da alarak yanına oturttu. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) adamı uyardı: “Sen kız çocuğu ile oğlan arasında adaleti gözetmedin!”(19) Çocuklara Temizliği Öğretti; Bir başka hadislerinde ise “Temizlik, imanın yarısıdır.” buyurur.(20)“Namazın anahtarı temizliktir.”(21) Öğrettiklerini Yazdırdı; Abdullah bin Amr b. El-As, konuyla ilgili bir hatırasını şöyle anlatır: Resulullah'tan (s.a.v.) duyduğum her şeyi ezberlemek için yazıyordum. Kureyş, beni bundan menetti. Resulullah (s.a.v.), kızgınlık ve sükûnet hâlinde konuşan birisi, sen ondan işittiğin her şeyi yazıyor musun, dediler. Bunun üzerine yazmayı bıraktım. Daha sonra durumu Resulullah'a (s.a.v.) arz ettim. Eliyle ağzını işaret ederek şöyle buyurdu: "Yaz, nefsim kudret elinde olan Allah'a ant olsun ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz."(22)

Yabancı Dil Öğrenmeyi Tavsiye Etti; Peygamberimiz (s.a.v.) tebliğ yapmak için yabancı dili kullanmıştır. Şefkat Peygamberi (s.a.v.) bir gün Zeyd b. Sabit'e (r.a.), Yahudilere güvenmediğini, yazışmalar için onların dilini öğrenmeyi tavsiye etti. O da kısa sürede İbranice öğrendi ve yazışmalarda Peygamberimizin (s.a.v.) hizmetinde bulundu.(23) Şekil Çizerek, Benzetmeler Yaparak ve Beden Diliyle Anlattı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Cabir ile birlikte otururken toprağa şekil çizerek ona Allah'ın ve şeytanın yolunu anlattı. Cabir (r.a.), olayı şöyle anlatır: Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanında otururken önüne bir çizgi çizdi ve "İşte böyle; bu, Yüce Allah'ın yoludur." buyurdu. Sonra bu çizginin sağına iki çizgi, soluna iki çizgi çizdi ve "Bunlar da şeytanın yollarıdır." buyurdu. Ardından elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu ayeti okudu: "Dosdoğru yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara sapmayın. Allah, size bunları, sakınasınız diye tavsiye etmektedir." (24) Anlattıklarını Uyguladı, Yaşayarak Öğretti; Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), koyun yüzen bir delikanlıya rastladı. Ona: "Bak, sana öğreteyim." dedi. Elini deri ile et arasına sokup koltuk altına kadar vardırdı. Sonra da şöyle dedi: "Delikanlı, işte böyle yüz!"(25)Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), abdestin nasıl alınacağını soran bir kimseye, bizzat abdest alarak gösterdi. Hatta bazı rivayetler, bunu üç defa yaptığını nakleder.(26)

Kur’an ve Hz. Peygamberin(sav) yaşantısından bazı kesitlerden de anlaşılacağı üzere Allah Resulü; Kur’an’dan aldığı ilhamla İnsanın eğitimine, terbiyesine, yetiştirilmesine çokça önem vermiş ve bu konuda uyguladığı yöntemlerde insanın yapısına, yaradılış özelliklerine, duygusallığına, kişiliğine, zihni melekelerine uygun yöntem ve uygulamalar icra etmeye özen göstermiştir. Muhatap alınanın çocuk, yaşlı, kadın, erkek olduğu göz önünde bulundurularak buna göre hassasiyetlerine uygun üslup ve metotlar kullanmıştır. İnsanın fıtratına aykırı olan, kişiliğini zedeleyen, istidatlarını görmezden gelen, gücünü aşan yöntemler kullanılmamış aksine onun ufkunu açacak, her yönden akıl yürütebilecek, sadece dünya boyutunu değil ahiret boyutuna göre de düşünebilecek tarzlar tavsiye etmiştir.

Kur’an’ın ışığında Hz. Peygamberin(sav) tavsiye ettiği eğitim modelinde önemle üzerinde durulan husus, insanın akli melekelerini kullanması, düşünmesi, akletmesi, muhakeme etmesidir. Bu yönde olan Kur’an ayetlerinde; 36/62: Andolsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştır, akletmez misiniz? 21/67- “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” 23/80- O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? 28/60- (Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. ALLAH’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? 36/62- “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” 16/67- Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır. 25/44- Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. 29/35- Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavim için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık. 3/65- Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? 36/68- Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi? 37/137,138- Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? Şeklindeki ayetler ile Rabbimiz bizden, en büyük kabiliyetimiz olan ve bizi diğer tüm canlılardan üstün kılan niteliğimiz olan akletmeyi, düşünmeyi harekete geçirmemizi, farkımızı göstermemizi, kendi kudretini görebilmemizi istemekle bizi eğitmektedir. Bizden düşünmemizi istemekle aslında her düğümü açacak, her kapıyı aralayacak, her sorunu çözecek, her badireyi atlatacak tekniği de öğretmektedir. Aslında en güzel eğitim de bu gerçeği kavratmaktır ki zaten artık her şey kendiliğinden gelmektedir. Yaradanın bünyemizde zerk ettiği bu çip harekete geçirildi mi artık gerçeği bulmak işten bile değildir. İnsanoğlunun başına gelen her olumsuzlukta, ziyan ettiği her durumda, helake gittiği her konuda aslında bu zihni meleke olan akletmenin, düşünmenin gerçekleşmemesinden kaynaklanmaktadır.

          Buraya kadar Kur’an ve Hz. Peygamber(sav) ölçeğinde eğitimin ilkeleri ve metodlarına bir nebze değinilmiş, nesillerin felaha kavuşabilmesi için ne şekilde bir eğitim metodu uygulanması konusunda bazı hususlara dikkat çekilmiş ve çeşitli örnekler verilmiştir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda; günümüzde İslam âleminin, ümmetin içine düştüğü içler acısı durum ile ilgili yapılacak en önemli tespit; Ümmetin devamını sağlayacak ve onunla hayat bulacağı neslin, Kur’an referans alınmadan yetiştirilmesi halinde; Kur’an’dan uzaklaşılması, dolayısıyla Kur’ani yaşam ve anlayışın yitirilmesi sonucu yaşanacak hüsran ve hezimettir. Ümmetin Kur’andan uzaklaşması, onu yokluğa/yoksulluğa mahkûm etmiştir. Müslümanların dünyevileşmesi, nesillerin sadece dünyevi açıdan yetiştirilmesi, tabiri caizse tek kanatlı olarak uçmaya çalışan kuş misali teklemesine ve irtifa kaybederek yere çakılmasına sebep olmuştur. Beddiüzzaman’ın dediği gibi; “Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir,  (dini ilimlerdir) aklın nuru, fünun-u medeniyedir (fen ilimleri). İkisinin imtizaciyle (birleşmesiyle) hakikat tecelli eder. O, iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder (kanatlanır). İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder (doğar).”(27) Dinlerinden uzaklaştıkça dünya hayatında başarı kazanan batının yanında dinlerinden uzaklaştıkça dünya hayatında batan bir İslam Âlemi ortaya çıkmıştır. Bu dengede, dengesini kaybeden Müslümanlar olmuştur. Dünyayı Ahiretin tarlası olarak görmesi gereken Müslümanlar, tarlada hazine bulan çiftçi misali köylü kurnazlığı ile işin kolayına kaçmaya çalışmış ve bunun bedelini de ağır ödemiştir. Maneviyatsız maddiyat bünyeyi zehirlemiş, ortaya acayip bir nesil çıkmıştır. En önemlisi İslam Âlemi; bunun bedelini, mezhepçilik gibi, ırkçılık gibi tehlikeli bazı noktaların da kaşınması ile tarumar olmakla ödemiş, zor zamanlarda kendisine öncülük edecek liderler yetiştirememiş ve bunun doğal sonucu olarak Ümmet coğrafyası vahşi batının çakallarına yem olmuştur. Artık Kur’an’ın gölgesine sığınmanın, Kur’an’ın terbiyesini almanın zamanıdır. Bunun gerekliliğini görmek, bilmek, hissetmek, anlamak zorundayız. Ve artık Âdeme secde eden Melekler misali;  قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ (28) (Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız! Bizim senin öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Her şeyi bilen ve hikmet sahibi sensin” dediler) şeklinde Rabbimize iltica etmenin, yakarmanın zamanıdır.

             Ya Rabbim, sen bizleri RAB isminin hürmetine terbiye et, bizleri Kur’an’ın ve Resulullah’ın Nebevi Eğitimini kendisine şiar edinmiş kullarından kıl. Resulullahın(sav) rahleyi tedrisatından geçmiş kullarından istifade etmeyi nasip eyle. Ya Rabbim! Şu paramparça olmuş Ümmetin, çocukları kıyıya vuran coğrafyanın, kutsalları darmadağın edilen dinin, akılları başlarından alınmış, beyinleri adeta uyuşturulmuş, zihinleri bulanıklaştırılmış, maddi ve manevi hastalıklara gark olmuş, âlimleri dışlanmış, nesilleri ve mahsulleri tahrif edilmiş, şu garipleşmiş, garibanlaşmış İslam Toplumunu kurtuluşa erdir. Bizlere bir Asr-ı Saadet daha görmeyi, bir Ashab-ı Suffa daha tanımayı, bir Medine dönemi daha yaşamayı nasip eyle. Bu uğurda mücadele edecek abid, zahid, mücahid nesiller yetiştirmemiz için bize güç, kuvvet, sabır ve tahammül ver Ya Rab!

 

DİPNOTLAR:

  1. Taha:50
  2. Alak 1-5
  3. Esmaul Hüsna/Mustafa İSLAMOĞLU
  4. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3:409; Nesâî, Ezan: 5; İbn Mâce, Ezan:2
  5. Nahl, 16/125
  6. Âl-i İmran 3/159
  7. İsra 17/53
  8. Taha 20/43-44
  9. Lokman 19
  10. Buharî, Mevakit, 6; Tirmizî, Edep, 80.
  11. Müslim, Birr, 151/2242.
  12. Buharî, Cihat, 74; Peygamber Efendimizin Çocuklara Davranışları, s. 130.
  13. İslam'da Aile Eğitimi, s. 482-483.
  14. Model İnsan Peygamber, s. 30.
  15. Ebû Davud, Edep, 6; Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s. 277.
  16. Model İnsan Peygamber, s. 50.
  17. Buharî, Hibe 2/11, Şehâdât 9; Müslim, Hibât 9/1623.
  18. Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, 8/1133; Müslim, Hibat, 18.
  19. Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Terbiyesi, s. 333.
  20. Müslim, Taharet, 3.
  21. Tirmizî, Taharet, 3.
  22. Ebû Davud, İlim 3/3646.
  23. A.g.e., s. 166.
  24. Enam, 6/153
  25. Davud, Taharet, 73; İbn Mâce, Zabaih, 6.
  26. İbn Mâce, Taharet, 48.
  27. (Bediüzzaman Said Nursî, Münazarat. (İstanbul: Sözler Yayınevi, 1977), s.72).
  28. BAKARA-32

ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 8

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim