• BIST 100.237
  • Altın 280,080
  • Dolar 5,7344
  • Euro 6,3129
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 14 °C
  • Van 20 °C

GELECEĞİN ÖĞRETMENİ*

Orhan Göktaş

 

Öğretmenin amacı; “insani değerlere, hakka, adalete, doğruya, ahlaki değerlere, hukuka bağlı, dünyayı imar etme sorumluluğu olan üstün bir kişilik yetiştirmek” olmalıdır.

Günümüzü bilmeden ve geçmişimizi tanımadan gelecekle ilgili söz söylemek sağlıklı olmaz diye düşünüyorum. Bu nedenle önce günümüzdeki öğretmenliği, sonra da geçmişimizdeki öğretmenliği kısaca vurguladıktan sonra geleceğin öğretmenliği konusuna girmek istiyorum.

Milli Eğitim Temel Kanunu 43. Maddesinde öğretmenlik mesleği ve amacı şöyle tanımlanmaktadır;

Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler…

Bu kanunla öğretmene yüklenen sorumluluk Türk Milli Eğitiminin amaçları ve temel ilkeleri ile sınırlandırılmıştır ve öğretmenlik sıradan bir ihtisas mesleği gibi tanımlanıp, saygınlığı ortadan kaldırılmaktadır.

Türk Milli Eğitiminin amaçları ve temel ilkeleri dikkate alındığında öğretmene yüklenen görev  “sistemin istediği insan tipini yetiştirme” misyonudur.

Bu misyon Milli Eğitimin Temel Kanunu 2. Maddesinde şöyle anlatılmaktadır;  “Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı… yurttaşlar yetiştirme” şeklinde tanımlanmaktadır.

Devlete ve Atatürk’e itaati merkeze alarak, onları kutsal sayan bir eğitim sisteminde özgür ve üretken bir insan yetişmez. İtaatkâr, sorgulamayan, söz dinleyen, güdülenmeyi bekleyen emir kulları yetişir.

Bu yaklaşım devrim şartlarında millete dayatılmış ilkel bir yaklaşımdır. Bu ilkel, ceberrut, askeri yaklaşımla bir milletin geleceğini ancak karartabilirsiniz. Maalesef geldiğimiz nokta orta, dünyaya yön vermesi gereken nesiller, edilgen birer tüketim nesline dönüştürülmüş durumda.

Öğretmenin amacı; “insani değerlere, hakka, adalete, doğruya, ahlaki değerlere, hukuka bağlı, dünyayı imar etme sorumluluğu olan üstün bir kişilik yetiştirmek” olmalıdır.

Öğretmenlik sadece bir meslek ve uzmanlık alanı değil, kişiye şahsiyet ve yön duygusu, mili ve manevi değerleri kazandıran, zihni ve ruhu biçimlendiren kutsal bir meslektir.

Geçmişimizde öğretmenlik nasıldı birazda ona bakalım;

Biz geçmişimiz dediğimizde Müslümanlık tarihimizi anlarız, çünkü Müslümanlıkla şeref ve haysiyet kazanmış bir milletiz.

Biz geçmişimizle övünmeyi seven bir milletiz, çünkü geçmişimiz günümüzden daha parlaktır. Geçmişimiz onunla övünmeyi hak etmektedir. Ancak geçmişte neden daha ileri olduğumuzu da bilerek, geleceğimizi ona göre bina etmek gibi bir yükümlülüğümüz olmalıdır.

Geçmişte öğretmene biçilen görev “ulema” “muallim” “seyda” “molla” “hoca” “üstad” gibi tanımlamalarla  “eğiten, öğreten, terbiye eden” seçkin kişiliktir.

Öğretmenlik geleneğimizde “Peygamberlik mesleği” olarak görülmüştür.

Öğretmen âlimdir. Âlim ilmiyle amel edendir. Âlimler Peygamberlerin varisleridir.

Dolayısıyla öğretmenler toplumun en seçkin kesimidir.

“Âlimlerin Peygamber varisi” olma sorumluluğu günümüzde rafa kaldırılmıştır. Çünkü yaşadığımız ülkede “İslami değerler” rafa kaldırılmıştır.

İslam raftan indirilip, kavramlarımız ve değerlerimiz ona göre şekillendirilmediği sürece diğer konularda olduğu gibi eğitim konusunda da havanda su dövmeye devam edeceğiz.

Biz havanda su döverken, medeniyetimize ve milletimize yabancı, hatta düşman değerlerle geriye gitmeye, köleleştirilmeye, tüketilmeye devam edeceğiz.

Günümüz ve geçmişimizi kısaca anlattıktan sonra gelelim “geleceğin öğretmeni ve şuur” konusuna;

Geleceğin öğretmeni günümüz yaklaşımından kurtarılmalıdır. Geçmişteki şerefli ve asli misyonuna kazandırılmalıdır.

Öğretmene biçilen “sisteme kurşun asker yetiştirme” rolüne son verilmelidir. Öğretmen geçmişte olduğu gibi örnek şahsiyet, rol model yani Peygamber varisi âlim rolüne büründürülmelidir.

Öğretmen; “insani değerlere, hakka, adalete, doğruya, ahlaki değerlere, hukuka bağlı, dünyayı imar etme sorumluluğu olan üstün bir kişilik yetiştirmek” gibi yüce değerlerle donatılmalıdır.

Günümüz yaklaşımında öğretmenin “şuurlu olması” ve “şuurlu bir nesil yetiştirmesi” gibi bir misyonu yoktur.

Oysa öğretmenin asıl görevi özetle; “şuurlu olması ve şuurlu bir nesil yetiştirmesi” olmalıdır.

Şuur;  Anlama kabiliyeti, idrak etme becerisidir. İnsanın hakikati görebilme düzeyi içindeki şuur seviyesine bağlıdır. Eğer anlayamıyorsa yeterli zihin noktasında yani şuurda değildir. Meselenin bilincine varamıyordur.

Geleceğin öğretmen “hür” olmalı, “hür düşünce”ye sahip olmalı ve görevini hiç kimseye veya hiçbir güce değil sadece “Allah’a karşı sorumluluk” bilinci ile yapmalıdır.

Öğretmenlerine değer vermeyen toplumlar boşlukta amaçsızca öteye beriye savrulur. Bunun için "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür" denilmiştir.

Öğretmen, geleceğin kurucusudur. Bugün yaşadıklarımız, geçmişte yaptıklarımız nedeniyledir. Öğretmenin iyi yetişmiş ve kendi alanında iyi olması gerekir.

Eğer geleceğimizin bugünden iyi olmasını istiyorsak “öğretmen yeterliliği” konusu bugün gündemin en önemli konusu olmalıdır.

Eğer öğretmenlerimiz toplumun en seçkin, en önde insanları olamazsa toplumun ilerlemesini beklemek beyhude bir çabadır.

Geleceğin öğretmeni toplumun önder şahsiyeti olmalıdır, bunun için şu vasıflara sahip olması gerekir.

  1. Öğrencilere değer ve tutum kazandırabilecek model bir kişiliğe sahip olmalı.
  2. Alan bilgisine en üst düzeyde sahip olmalı.
  3. Duygusal ve ruhsal açıdan (sevgi, sabır, şefkat ve merhamet gibi) bu mesleğe uygun bir kişilikte olmalı.
  4.  Akademik birikimi olmalıdır.

Buna göre öğretmenlik sıradan bir meslek değil, pek çok değeri ve ileri özelliği kendi içinde toplayan, değerli ve saygın bir meslektir.

Bugün dünyanın küçüldüğü bir dönemde öğretmenlerimiz ana dilleri ve resmi dillerinin dışında başka bir lisan konuşamıyorsa ve başka dillerde yazılmış eserleri takip edemiyorsa bu ne kadar geri kaldığımızın bir göstergesidir.

Milli Eğitim Bakanı ve Eğitim bürokrasisinin geneli eğitimci olmayanlardan oluşmaktadır, bu bana göre yanlıştır. Eğitimi yönetmek ve sorunlara çözüm üretmek eğitimcilerin işi olmalıdır.  

İslami kurumlar eğitim ile ilgili çalışmalar yaparak, eleştiri ve önerilerini ve cesurca ortaya koymalıdır. Bizler Müslüman eğitimciler olarak görev ve sorumluluk bilinci içinde geleceğimizi şekillendirecek eğitim sistemi ve eğitimci profilini ortaya koymak için çalışmakla yükümlüyüz.

Bizler ortaya koyduğumuz görüş ve önerilerimizi devletin etkili ve yetkili kurumlarına sunmakla mükellefiz.

Çaba bizden, başarı Allah’tandır.

ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 8

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim