• BIST 96.861
  • Altın 238,344
  • Dolar 5,8057
  • Euro 6,5299
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • Van 7 °C

İLK DÖNEM HADİS KİTABETİ

Selim Kaval

 

 

İslam’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet başlangıçta ‘Kelam’ olarak gelmiş bilahare yazıya dönüşmüştür. Kur’an-ı Kerim yazılı bir metin olarak değil bir söz nazil olmuş daha sonra Peygamber  (sas) tarafından vahiy kâtiplerine yazdırılmıştır. İlk dönemdeki muhafazası ise hıfz yolu iledir.

 

Her ne kadar Kur’an ayetleri vahiy katiplari tarafından bazı yazı malzemelerinin üzerine geçirilmiş ise de asıl olarak ezberlenerek muhafaza edilmiştir. Kur’an’ın Mushaf haline getirilmesi ise Peygamber (sas)’in vefatından sonra Hz. Ebubekir döneminde söz konusu olmuştur. Dağınık yazı malzemeleri üzerindeki Kur’an-ı Kerim’i bir mushafta toplama önerisi getiren Hz. Ömer’in gerekçesi de Kurraların (Kur’ân hafızlarının) önemli bir kısmının şehid olması nedeni ile duyduğu endişedir.[i] Eğer Kur’an’ı hafızalarında tutan bu kadar hafız bir anda şehid olmamış olsaydı Hz. Ömer de bu teklifi götürmeyebilirdi. Çünkü teklifinin gerekçesi Kurraların önemli bir kısmının şehadeti idi.

Hadislerin yazılması ise çok daha uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. Genel olarak sahabe-i kiram hadisleri yazı ile tespite çok istekli değildir, bu yaklaşımın tabiin devrinde de belli oranda devam ettiğini ancak bilahare yok olduğunu görürüz. Sahabe Kur’an-ı Kerim’i bile ancak bir tehlike gerekçesi ile Mushaf haline getiriyorsa hadislerin yazılı bir metin haline getirilmesindeki isteksizlik anlaşılır bir durumdur kuşkusuz. Nitekim Hz. Ömer hilafeti döneminde bazı hadisleri yazı ile tespit etmiş ancak daha sonra topladığı bu nüshaları imha etmiştir.

Sahabe ve tabiin genel olarak hadislerin yazılmasına sıcak bakmazken bir kısım sahabe ve tabiinde hadisleri yazmış ve bu yazılı nüshaları yanlarında muhafaza etmişlerdir. Temel hadis kaynaklarının yazılması ise ancak üç yüz yıllık bir sürecin sonunda tamamlanmıştır. Bu süreç kitabet, tedvin ve tasnif olarak üç aşamalı bir süreçtir.

Hadislerin varid oldukları dönemde yazılmamış olması ve temel hadis kitaplarının çok sonra yazılmış olmaları hadislerin sıhhatine yönelik bazı eleştirilere neden olmaktadır. Biz bu yazımızda hadislerin neden geç yazıya geçirildikleri ve ilk yazılı hadis nüshaları üzerinde kısaca durmaya çalışacağız.

Hadislerin yazılması konusunda Kur’an-ı Kerim’de herhangi bir ifadeye rastlayamayız. Peygamber (sas)’dan ise hem hadislerin yazılmasını yasaklayan hem de buna izin veren rivayetler vardır.

Hadis yazımını yasaklayan en sahih hadis Ebu Said el-Hudri’den gelen rivayettir[ii] ki buna göre Peygamber (sas) tarafından hadis yazımına izin verilmemiştir: “ Benden bir şey yazmayınız. Her kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu mahvetsin. Benden hadis rivayet edin, zararı yok. Ama her kim benim üzerinden yalan bir şey uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.[iii] Hadislerin yazılmasını yasaklayan birkaç rivayet daha vardır ancak bunların sıhhatı ile ilgili ciddi eleştiriler vardır.

Hadislerin yazılmasına cevaz veren rivayetler ise daha fazladır. Bunların en meşhuru Abdullah b. Amr’dan gelen diğer rivayettir: O şöyle diyor ‘ Ben muhafaza etme düşüncesi ile Resulallah (sas)’den işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş ( kabilesinden bazı Müslümanlar) “ Resulallah (sas) öfkeli ve sakin halinde konuşan bir insan iken sen ondan duyduğunu yazıyor musun?“ diyerek beni men ettiler.   Ben de yazmaktan vazgeçtim ve bu durumu Resulallah (sas)’a anlattım. Parmağıyla ağzını işaret ederek; “ sen yaz(mağa devam et), varlığım elinde olan yemin olsun ki bundan haktan başkası çıkmaz” buyurdu.’ [iv] Başka bir rivayete göre Rafi’ b. Hadic hadis yazmak için Resulallah (sas)’tan izin istemiş ve “ ya Resulallah senden birçok şeyler işitiyoruz, onları yazalım mı? Demiş. Resulallah (sas) de: “ yazınız bir beis yoktur.” Cevabını vermiştir.[v] Hadislerin yazımını izin veren bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Hadislerin yazılmasını yasaklayan haberle, izin verenlerin Peygamber(sas)’in ağzından çıkan kronolojik sıralamasını tesbit etmek mümkün değildir.[vi] Reşid Rıza’ya göre İslam’ın ilk günlerinde hadislerin yazılmasına izin verilmiş daha sonra ise yasaklanmıştır.[vii] Ancak âlimlerin büyük çoğunluğu bunun tersini savunmuştur. Ekseriyete göre hadislerin yazılması önce yasaklanmış daha sonra izin verilmiştir. Buna gerekçe olarak da ilk dönemde Müslümanların sadece Kur’an’la meşgul olması başka bir şeyle ilgilenmemesi[viii] gösterilmiş, Resulallah (sas)’in hayatının sonlarını doğru artık Kur’an’la hadisin karışmayacağından emin olunca yazmaya izin verdiği[ix] veya ikinci hadisin birincisini nesh ettiği görüşü savunulmuştur.[x] Bazıları da yasaktan maksadın hadislerin Kur’an ile aynı kâğıt üzerine yazılmaması olduğunu belirtmişlerdir.[xi]

Hadislerin Erken Dönemde Yazıya Geçirilmemesi

Hadislerin erken dönemde yazıya geçirilmemiş olmasını iki temel etkene bağlayabiliriz. Birincisi: Kur’an’la karışma tehlikesine binaen Kur’an’ın yanında başka bir yazılı metnin istenmemesi. İkincisi: yazı ve yazı malzemesinden kaynaklı nedenler. Bunları kısaca ele alalım.

Birinci sebebe dayananlar özellikle Ebu Said el-Hudri’den gelen rivayet ve benzerlerine dayanarak hadislerin yazılmasına karşı çıkmışlardır. Hadis yazımının yasaklanmasındaki asıl sebep, hadis sahifeleri ile Kur’an sahifelerinin karışması tehlikesidir.[xii]Hatıp el-Bağdadi Takyidu’l-İlim adlı eserinde hadis yazımını yasaklanmasını ‘Arapların çoğunun fakih olmamalarına, Kur’an lafızları ile diğerlerini ayıt edememelerine, Kur’an’a sokulacak herhangi bir lafzı Allah lafzı zannetme tehlikesine açık bulunmaları’ gibi belli başlı sebeplere bağlar.[xiii] Hz. Ömer’in (ra) de topladığı hadis metinlerini imha ederken endişesi bunların Kur’an’la karışmasından duyduğu endişe idi.[xiv] Bunu ek olarak hadis yazanların onların bir tarafına kendi fikirlerini ilave edebilecekleri endişesi ve yazıl hale gelen hadislerin ehil olmayanların eline geçebileceğinden endişe edilmiştir. Bir grup sahabe ve tabiin yukarıda saydığımız bu gibi nedenlerle hadis yazınıma karşı çıkmışlardır.  Ancak bu karşı çıkışı mutlak manada bir yasak-haram- olarak görmek pek doğru görünmemektedir. Buna bir ihtiyat demek daha doğru olur. Zira bu gruptan bazıları zamanla ya bizzat kendileri hadis yazmış ya da ( şartlı veya şartsız) kendilerinden yazılı rivayet edilmesini hoş görmüşlerdir.

İkinci sebebe yani yazı ve yazı malzemesinden kaynaklı sebeplere gelince bunu birkaç başlık altında toplamak mümkündür.

  1. Birinci sebep Arap yazısının gelişmemesi ile ilgilidir. Miladi 6. y.y. Arap yarımadasında yayılmaya başlayan yazının İslam’ın doğuş döneminde yeterince geliştiği ileri sürülemez. Nitekim ilerleyen yıllarda noktalama ve hareke koyma şeklinde bazı yenilikler getirilmek suretiyle Arap yazısı geliştirilmeye çalışılmıştır. İbn Haldun Arap yazısının bu dönemde orta düzeye bile ulaşamadığı görüşündedir.[xv]
  2. Okuma yazma oranı düşüktü. İbn Kuteybe Abdullah b. Amr’ın eski kitapları okuduğunu, Süryanice ve Arapça yazdığını onun dışındaki sahabenin ise okuma yazma bilmediğini ( kastedilen az kişinin okuma-yazma bildiği bunların da yazılarının iyi olmadığıdır) ve bu sebeple Resulallah (sas)’ın onları hadisleri yazmaktan nehy ettiğini belirtir.[xvi]
  3. Arap toplumunda, sözleşme, ticari işlemler dışında yazının anlamsal bir değeri yoktu. Araplar için önemli olan hitabetti. Hafızlarına son derece güvenen Araplar, kitabeti-yazıyı- ise alt tabakadaki insanların işi olarak görüyorlardı.[xvii] Bu konuda ki tutumları o derece katıdır ki okuma-yazma bilenlerin bazıları bunu gizleme ihtiyacı bile duyardı. Söz gelimi Emevi-Abbasi döneminin ünlü şairi Zu’r-Rumme yazma bildiği halde bunu gizleme gereği duymuştur.[xviii]
  4. Diğer önemli konu o dönemde, bu günkü gibi bir matbaa sisteminin olmamasıdır. Bu son derece önemli bir durumdur zira bizi yazının-kitabetin güvenilir olup olmadığı sorusuna götürür. Nitekim hadis yazımına sıcak bakmayan Malik b. Enes’in ‘hafızasında ezber olmadığı halde, hadis alınıp alınmayacağı’ sorulduğunda: “ hayır alınmaz, elinde itimad edilir bir kitap olsa da alınmaz. Çünkü geceleyin hadislerinin arasına bir şeylerin ilave edilmesinden korkulur” diye cevap vermiştir. Matbaanın olmadığı o dönemin şartlarında bu endişe anlaşılırdır. O dönemde bir kitaptan bu günkü gibi binlerce baskı yapmak mümkün değildi. Tam aksine kitaplar tek nüsha el yazması idi. Kitapları denetleyecek bir kurum olmadığı gibi bu denetlemeyi yapacak bir teknolojiye de sahip değillerdi. Bu gün ise her kitap resmi kurumlardan izin alınarak sayfa sayısı vb. ayrıntılar dikkate alınarak yüzlerce-binlerce nüsha ile baskıya verilir. Baskıya verilen bir kitap cd.’lerde vs muhafaza edilir. Bandrol sistemi ile denetlenir vs. Bu şekilde baskıya verilmiş bir kitabın tahrif edilmesi, bir şey ilave edilmesi veya eksiltilmesi imkânsızdır. Oysa o dönem için durum çok farklıdır, bir kitaba ilavede bulunmak, eksiltmek ve tahrif etmek çok daha kolaydı. Buna karşın aynı bilgi yüzlerce –binlerce güvenilir kişinin hafızasında kaydedilebilir ve hadislerin muhafazası için başvurulan yöntem de budur.  
  5. Yazıya geçirilen hadislerin ehil olmayanların eline geçmesi. Ehil olmayan kişiler rivayetleri onu rivayet eden kişiden değil kitaplardan alıyor ve Arap yazısı henüz gelişmediğinden onda tahrif ve tashife sebep oluyorlardı. Evzai’ninbu ilim ehlinden alındığında şerefli idi, kitaplara yazıldığında ehil olmayanlarda işin içine karıştı[xix] ifadesi bunu durumu teyid eder.
  6. Son olarak Sünnet-Hadis doğal hayatın bir parçası olarak ortaya çıkıyordu. Bu durumda birincisi, Peygamber (sas) her gün kendisine sorulan pek çok soruya cevap veriyor, yeni yeni pratikler ortaya koyuyor, nasihatlerde bulunuyor ya da yapılan bir işten nehy etmiyordu (takrir).  Bu durumda çok fazla sayıda hadis-sünnet var demektir. Bunların tümünü yazmak ise neredeyse imkânsızdır. Sahabe de duyduğu veya şahit olduğu tüm hadisleri yazmamış ancak bunları hıfz ederek günü geldiğinde rivayet etmişleridir. İkinci olarak söylenmiş sözün veya ortaya konmuş bir pratiğin yazı formuna dönüştürülmesi gerekir ki bu da çok kolay bir iş değildir. Zira konuşma sadece söz değildir. Konuşma ile beraber jest ve mimikler gibi beden dili, sözün söylendiği ortam, vurud sebebi ve sözün bağlamı gibi etkenler en az söz kadar önemlidir. Yazılı olanın ise bütün bunları ihtiva etmesi çok zordur.

Hadis Kitabetine Karşı Çıkanlar

Hatıb el-Bağdadi ‘Takyid’ul-İlim’ adlı eserinde hadislerin yazılmasını tasdik etmeyen 6 sahabenin adını verir.

Bunlar;

  1. Ebu Sai’d el-Hudri.
  2. Abdullah ibn Mes’ud.
  3. Ebu Musa el-Eş’ari.
  4. Ebu Hureyre.
  5. Abdullah b. Abbas
  6. Abdullah b. Ömer.

Bağdadi kitabının sonraki bölümünde ise aralarında A’meş, İbrahim en-Nehai’ ve Amr b. Dinar’ın da bulunduğu ve hadis yazımını tasdik etmeyen 12 tabiinin adını verir.

Peygamber döneminde kaleme alınmış bir takım hadis nüshaları

  1. Dine davet amacıyla gönderilen mektuplar.
  2. Valilere verilen talimatlar.
  3. Medine Devletinin anayasası.
  4. Beratlar (emannameler)
  5. Hudaybiye anlaşması.
  6. Vergi Tarifeleri ve Ahkamı.
  7. Nüfus Sayımı.

Sahabeden hadis yazanlar

Sahabe gerek Resulallah döneminde gerek daha sonra pek çok hadis kitabeti yapmıştır. Mustafa el-Azami 50 kadar sahabenin hadis yazdıklarını ve kendilerinden bu yazılı nüshaların rivayet edildiğini ifade eder.[xx] Bunlardan birkaç örnek verelim:

  1. Abdullah b. Amr’ın sahifesi: Es-Sahife’i Sadıka. İbn S’ad’ın rivayetine göre Abdullah b. Amr “Resulullah (sas)’tan işittiğim hadisleri yazmak için izin istedim, bana izin verdi bende bu sahifeyi yazdım” der.[xxi] İbnu’l-esir’in söylediğine göre bu sahifede bin kadar hadis bulunmaktadır.[xxii] Bu sahife Abdullah b. Amr’ın el yazısı ile bize ulaşmamakla beraber büyük oranda Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer almıştır.[xxiii]
  2. Cabir b. Abdullah’ın sahifesi: Müslim, Sahih’inde bu sahifenin menasik-i hac ile ilgili olduğunu söylemektedir.[xxiv] Bu sahifeden elimizde herhangi bir nüsha olmamakla beraber onun öğrencileri tarafından rivayet edilen hadisler arasında bu sahifenin de olması muhtemeldir.
  3. Ali b. Ebu Talib’in sahifesi: Ali b. Ebu Talib’in elinde sadakat (sadakalar) ve diyet hükümlerini ihtiva eden bir sahifenin bulunduğu muhtelif kaynaklardan anlaşılmaktadır.[xxv] Rivayetlere göre Hz. Ali bu sahifeyi tomar halinde sarar ve kılıcının kabzasına sarılı halde yanında taşırdı. Bu sahifede: fidye hakkındaki hükümler, harp esirlerinin serbest bırakılması hususundaki prensipler, hiçbir Müslüman’ın bir kafir uğruna idam edilemeyeceğine dair hüküm, yaralama fiillerine karşı verilecek tazminat, zekat verilecek develerin yaşı, Medine’nin hududu (harem), gibi harp ve sulh kanunlarının tesbit eden devlet kanunları olduğu anlaşılıyor.[xxvi]
  4. Semure b. Cundeb’in sahifesi: Ne zaman yazıldığı kesin olarak tespit edilemeyen bu sahifeyi ibn Sirin’in “ Semure’nin oğulları için yazdığı sahifede pek çok ilim vardı” sözünden biliyoruz. Kendisinin Peygamber (sas) zamanında küçük olduğunu ve ondan hadis hıfz ettiğini[xxvii] söylemesi bu sahifenin Peygamber’den sonra yazıldığı fikrini güçlendiriyor.
  5. Ebu Hureyre’nin sahifesi: Bu sahife es-; Sahifetu’s-Sahiha diye meşhur olmuştur. Talebesi Hemmam b. Münebbih tarafından hocası Ebu Hureyre’den aldığı hadislerin yazılı bulunduğu bu sahife, 138 hadisi ihtiva etmektedir. Günümüze kadar ulaşabilen bu sahife, ilk defa Muhammed Hamidullah tarafından iki farklı nüshaya dayanılarak 1953 yılında Şam’da neşredilmiştir.[xxviii] Bu sahifenin birkaç tane Türkçe tercümesi de bulunmaktadır. 

Bunların dışında Sahabe tarafından kaleme alınmış elli civarında hadis sahifesi bulunduğunu yukarıda belirttik. Ayrıntılı bilgi almak isteyenler Mustafa el-Azami’nin İlk Devir Hadis Edebiyatı adlı eserine bakabilirler.[xxix] Bu isimlerin tümünün bu yazının sınırları içinde yazılması mümkün olmayacağından verdiğimiz isimlerle sınırlı kalmayı yeterli görüyoruz.  

 

Sonuç olarak Sahabe Resulallah (sas)’tan duyduğu hadislerin muhafazasına son derece büyük bir önem vermiş ve ihtiyaç olduğunda bunları rivayet etmiştir. Ancak yukarıda izah etmeye çalıştığımız sebeplerden dolayı bunları o esnada yazıya geçirmemiş sözlü rivayeti tercih etmiştir. Bununla birlikte hem Resulallah (sas) döneminde hem de ondan sonra hadisleri yazanlar da olmuştur ve bu yazılı nüshalar talebeleri tarafından rivayet edilerek sonraki hadis kitaplarının içinde yer almıştır.

 

 


[i] Buhari Fezailu’l, Kur’an; İmam Zehebi, Tarih’ul İslam, Cantaş y.y.

[ii] Buhari bu hadisi tenkid etmiştir.

[iii] Müslim, Zühd, 72.

[iv] Ebu davud, ilim, 3546.

[v] El-Bağdadi, Takyidu’l-ilim.

[vi] Musa Bağcı, Hadis Tarihi ve Metodolojisi, , sf 54.

[vii] Mustafa el-Azami, İlk Devir Hadis Edebiyatı,

[viii] Mustafa el-Azami, İlk Devir Hadis Edebiyatı,

[ix] Subhi es-Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları.

[x] Er-Ramehürmüzi.

[xi]  İnb Hacer, Fethu’l-Bari.

[xii] Musa Bağcı, Hadis Tarihi ve Metodolojisi, sf, 52.

[xiii] Talat Koçyiğit, Hadis Tarihi, s. 30..

[xiv] Subhi es-Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, s.28.

[xv] İbn Haldun, Mukaddime.

[xvi] Musa Bağcı, Hadis Tarihi ve Metodolojisi, s. 50.

[xvii] Yavuz Önal, Hadisin Doğu ve Gelişim tarihine Yeniden Bakış, s.80.

[xviii] Hilmi Demir, Tedvin Dönemi ve Anlamın Kökeni, Dini Araştırmalar dergisi, c.2, sy2. Sf. 142.

[xix] Ahmet Yücel, Hadis Tarihi, s. 47.

[xx] Mustafa el-Azami, İlk Devir Hadis Edebiyatı.

[xxi] Talat Koçyiğit, Hadis Tarihi, s. 44.

[xxii] Subhi es-Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları. Sf.20.

[xxiii] Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, cild II

[xxiv] Subhi es-Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları. Sf.19. ;Mustafa el-Azami, İlk Devir Hadis Edebiyatı,

[xxv] Talat Koçyiğit, Hadis Tarihi, s. 49.

[xxvi] Musa Bağcı, Hadis Tarihi ve Metodolojisi, s. 61.

[xxvii] Buhari, Tarihu’l-Kebir.

[xxviii] Bünyamin Erul, Hadislerin Dili, sf 8.

[xxix] Bkz. Mustafa el-Azami, İlk Devir Hadis Edebiyatı. İz yayıncılık..

 

ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 7

     
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim