• BIST 101.566
  • Altın 261,200
  • Dolar 5,6804
  • Euro 6,3745
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • Van 15 °C

Hadis-i Şeriflerin doğru Anlaşılmasında vürud sebebinin bilinmesinin öne

Selim Kaval

 

 

Müslümanlar Sahabe döneminden itibaren Hz. Peygamber (sas)’in söz, fiil ve takrirlerinden oluşan hadislere büyük önem vermiş, onları ezberlemiş, başkalarına aktarmış ve karşılaştıkları sorunlarda başvuru kaynağı olarak kullanmıştır.

 

Hadislerin muhafazası ve sonraki nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılması hadis âlimleri nezdinde son derece büyük önem arz etmiş ve hadislerin tespiti, tedvini ve tasnifi için yoğun bir çaba harcanmıştır. Ulemanın hadis ilmine gösterdiği yoğun ilgi ve çabaları neticesinde hadislerin uydurma sözlerden ayıklanması sağlanmış, zayıf olanlar sahihlerden ayrılarak büyük bir külliyat oluşturulmuştur. 

Bir hadis, sened ve metin olmak üzere iki bölümden ibaret olduğu gibi, Hadis ilimleri de, isnada ve metne yönelik çalışmalar olarak iki kısma ayrılmıştır. Ali ibn Medini’nin ( ö. 230 / 844 ) dediği gibi, "Rical ve isnad bilgisi bu ilmin yarısı, hadislerin mana ve maksadını anlamak ise, öbür yarısıdır." Bidayette birincisine "Rivayet ilimleri", ikincisine de "Dirayet ilimleri" adı verilmiştir. Rivayet ilimleri, hadisin isnadını ve isnad zincirini oluşturan ravilerin durumunu konu edinir. Dirayet ilimlerine gelince, Katip Çelebi Dirayetul-Hadis" ilmini: "Hadislerin lafızlarından anlaşılan mana ve maksadı, Arap dili kaideleri ve İslam Şeriatının genel ilke ve esasları doğrultusunda, Hz. Peygamber (sas)'in hallerine (Sünnet) uygun olarak araştıran ilme, ilmu Dirayetil Hadis denir. " şeklinde tarif etmiştir.[1]

Şurası bir gerçek ki bir sözün hadis değeri görmesi için evvela bunun Hz. Peygamber (sas)’e ait olduğu sabit olmalıdır. Bu durum hadiste senedin ehemmiyetini açıkça gösterir. Ancak hadis olduğu sabit olan bir metnin doğru anlaşılması da en az senedinin sıhhati kadar önemlidir.

Muhaddislerden önemli bir kısmı hadis ilminin gayesinin sadece ezberleyip aktarmaktan ibaret olmadığını ifade ederek bu ilmin asıl maksadının metinleri anlama, üzerinde düşünme ve tahkik etme olduğunu ifade etmişlerdir.[2]

Âlimlerin yukarıda ki ifadelerine rağmen hadislerin anlaşılması için yeterince çaba gösterilmediğini, aksine ezberleyip nakletmenin daha ön planda olduğunu görürüz.

Bütün tasnifler göz önünde bulundurulduğu zaman, metni anlamaya yönelik Hadis ilimleri veya disiplinler şunlardır:

1. Dirayetu'l-Hadis ilmi

2. Fıkhu'l-Hadis ilmi

3. Garibu'l-Hadis ilmi

4. Muhtelifull-Hadis ilmi

5. Esbabu Vurüdil-Hadis[3]

Biz bu yazımızda Esbabu Vurüdil-Hadis üzerinde kısaca durmaya çalışacağız.

Esbabu Vurüdil-Hadis

Esbâbu vurûdi’l-hadîs tabiri kaynaklarımızda ta’rif edilmemiştir.[4] Bu konuda yazılmış klasik eserlerde bu ilmin önemine, kaynaklarına ve örneklerine rastlanmakla beraber bu ilmin tanımıyla ilgili bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Esbâbu vurûdi’l-hadîs tabiri üç kelimeden oluşmaktadır:

 

Sebebin çoğulu esbâb, vurûd ve hadis. Sebep kelimesi sözlükte ip, vesile, yol, bir şeye ulaşmanın aleti, bir şeye ulaşmanın yolu gibi anlamlara gelmekte olup örfte, “kendisiyle matluba ulaşılan her şey” anlamında kullanılmaktadır.

Sebep kelimesini bir ıstılah haline getirenler muhaddisler değil, fıkıhçılar olmuştur. Onlara göre sebep, hükmün oluşmasına müessir olmadan hükme ulaştıran yoldur. Had cezasının gerekli olması için zina; namazın farz olması için vakit; orucun farz olması için Ramazan ayı; haccın farz olması için Ka’benin bulunması birer sebeptir. Anılan sebepler bulununca hüküm bulunur; bu sebepler bulunmayınca hüküm de bulunmaz. Fakat hükmün aslı kalıcıdır. Vakit bulununca namaz farz olur, vakit bulunmayınca farz olmaz, ancak namazın farz olma hükmü hiçbir zaman ortadan kalkmaz.[5]

Esbâbu vurûdi’l hadisteki esbab kavramı, fıkhi literatürdeki sebep kelimesinden farklı bir anlamda kullanılmaktadır.  Fıkıhta sebep hükmün varlığının ön koşulu iken, hadiste ise sebep olmazsa söz-fiil anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır. Esbâbu vurûdi’l hadiste esas olan anlama, fıkıhta ise hüküm ile ilişkiyi belirlemedir. Hadiste sebep şariin dışında gelişirken fıkıhta sebebi şariin ortaya koyduğu, açık olduğu ve lafızda söylendiği ortaya konmalıdır.[6] Görüldüğü gibi hadisteki sebep ile fıkıhtaki sebep birbirinden farklıdır. Hadisteki sebep sebeb-i nüzule benzemektedir.

Esbâbu vurûdi’l hadis tabirindeki ikinci kelime olan vurûd kelimesine gelince; bu kelime dilcileri göre menahil yahut su kaynağı, göze manasınadır.[7]

İmam Suyuti vurûd kelimesini şöyle tarif eder; “vurûd, hadisten kastedilen şeyin umum-husus, mutlak-mukayyed, nesh ve benzeri konulardan birisinin anlaşılmasına vesile olan şeydir. Yahut hadisin söylenmesine sebep olan günlük aktüel olaylardır.”[8]

Hadis ise Hz. Muhammed (sas)’in söz fiil ve takrirleridir.

Bu durumda esbâbu vurûdi’l hadîs “hadisin kaynağına ulaştıran yol” anlamına gelmektedir.[9]

Başka bir tanımı göre:

“Esbâbu vurûdi’l hadîs, umum veya husus, mutlak veya mukayyed, nasih veya mensuh vb. şeklinde olmak üzere hadiste kastedilen manayı belirleyen bir yoldur”[10]

Hadislerin daha iyi anlaşılabilmesi için bunların hangi sebeple, nerede ve ne zaman söylendiğini araştırma konusu yapan bir disiplindir.[11]

Bu konudaki çalışmalar ne zaman başladı?

Ne zaman ki ulema Kur’an-ı Kerim ayetlerini anlamada esbab-u nüzul bilgisinin önemini anladı ve bu konuda çalışmaya başladılarsa, ehl-i hadisten bazı âlimlerde esbab-u nüzulün menheci üzerinde hadislerin vurûd sebepleri üzerine çalışmaya başladılar.[12]

Sahabe asrından günümüze kadar Seleften varid olan eserlere bakıldığında bu ilmin epeyce eski olduğu anlaşılır. Galip olan fikre göre bu ilmin tohumlan Sahabe ve Tabiîn döneminde atılmıştır.

Sebeb-i vurûd mevzusu, ulemanın erken devirlerde ilgilendiği hadis ilimlerinin bir dalıdır. Ancak bu konuda ne zaman eser verilmeye başlanmıştır diye bir soru sorulursa maalesef konuyla alakalı olarak kaynakların verdiği bilgi oldukça azdır. Gerçi Miftahü's-Saade isimli eserin sahibi Taş Köprüzade konuyla alakalı bazı eserlere işaret etmektedir fakat kendisi de onları görmemiştir.[13]

Esbâbu vurûdi’l hadisin ne zaman bir ilim dalı haline geldiğini tespit etmek zor görünmektedir. İbn Dakiki’l-Îd (ö. 702/1302), konuyla ilgili birkaç esere vakıf olduğunu belirtmekte, ancak ne şahıs ne de eser adı vermemektedir. İbn Hacer’e (ö. 852/1448) göre, İbn Dakiki’l-Îd’in Ebu Hafs el-Ukberî’nin (ö. 387/997)[14] eserini kastetmiş olması muhtemeldir. Esbâbu vurûdi’l hadis, bir ilim dalı olarak hadis usûlüne ancak İbnu’s-Salah’ın (ö. 643/1245) Mukaddime’sinde zikrettiği ilimlere ziyadelerde bulunan Bulkînî’nin (ö. 805/1495) Mehâsinu’l-ıstılâh[15] adlı çalışmasıyla girdiği söylenebilir. Bu çalışmayı takiben İbn Hacer’in Nuzhetü’n-nazar’da ve Suyutî’nin (ö. 911/1505) Tedrîbu’r-râvî’de esbâbu vurûdi’l hadisten bahsettiği görülmektedir. Suyutî bununla da yetinmemiş, teoriyi pratiğe uygulamış ve esbâbu vurûdi’l hadis ile ilgili müstakil bir eser kaleme almıştır.[16] Suyutî’den sonra da bu ilmi hadis usûllerinde işleyene pek rastlanmamaktadır. Bir usûl konusu olarak değil, pratik bir çalışma olarak sadece İbn Hamza’nın (ö. 1120/1714) el-Beyân ve’t-ta’rif fi esbâbı vurûdi’l-hadis[17] adlı çalışması zikre değerdir. Taşköprizade, ilimlere dair eserinde esbâbu vurûdi’l hadis ilmini “ilmu esbâbu vurûdi’l-ahadîs ve ezminetihi ve emkinetihi” adıyla zikretmiş, konusunun isminden anlaşıldığını, faydasının ise kimseye gizli kalmayacak şekilde büyük olduğunu belirtmiştir.[18]

Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Esbâbu vurûdi’l hadis ile ilgili çalışmaların başlangıcı çok eskileri dayanmaktadır. Ancak hem bu konuyla ilgili çok az çalışma yapılmış, hem de bu çalışmaların bir kısmı bizlere ulaşmamıştır.

Bu ilmi bilmenin faydası şu başlıklar altında toplanmıştır.

  1. Umumun Tahsisi.
  2. Mutlak'ın Takyidi.
  3. Mücmelin Tafsili.
  4. Nesh İşinin Tahdidi (Sınırlandırılması) Ve Nasihin Mensuhtan Ayırt edilmesi.
  5. Hükmün İlletinin Beyanı.
  6. Müşkilin İzah Edilmesi.[19]

Sebebi vurudu bilmenin faydası ile ilgili birkaç örnek:

Oturanın namazı ayakta kılanın namazının yarısı üzeredir”. Hadis herkes hakkında umumidir. Hadisin sebeb-i vurûdu bilindiği zaman bu hükmün her durumda namazı oturarak kılan için değil, kudreti olduğu halde namazı oturarak kılan için söylendiği anlaşılır. Abdullah İbn Amir den gelen bir haber hadisin sebebini şöyle açıklar: “Medine'ye geldiğimizde orada var olan şiddetli bir hastalık bize bulaştı. Bu sebeple insanlar, oturarak nafile namaz kılmalarını artırdılar. Bir öğle vakti oturarak nafile namaz kıldıkları anda Rasulullah (s.a.v.) çıkageldi. Onları görünce, "Oturanın kıldığı namaz ayakta kılanın namazının yarısıdır" buyurdu. Bunun üzerine onlar da artık ayakta namaz kılma külfetine başladılar." Görülüyor ki buradaki hadis, zorluğa gücü yetip de kolayı tercih eden kimse hakkındadır.[20]

"Kim güzel bir amel işler onu sonrakilere yol olarak bırakırsa onun ecrini alır. Sonrakilerin işleyip alacağı ecirden de bir şey eksik olmadan onların ki kadar bir daha alır. Kim de kötü bir amel işleyip onu sonrakilere yol olarak bırakırsa onun günahını alır. Sonrakilerin işleyip alacağı günahtan da bir şey eksik olmadan onların ki kadar bir daha alır.”[21]  Müslim Cerir’den şöyle rivayet eder: "Biz gündüzün ortasında Resulullah (s.a.v.)'ın yanında bulunuyorduk. Derken yalın ayak kaplan postu rengindeki gömleklerini veya abalarını başlarına geçirmiş, kılıçlarını çekmiş; ekserisi hatta hepsi Mudar Kabilesi‘ne mensup çıplak bir takım adamlar Peygamber (s.a.v.)'e geldiler. Onların muhtaç halini görünce Resulullah (s.a.v.)'in yüzü değişti. İçeri girip çıktıktan sonra Bilal'e emir buyurdu. Bilal ezanı okuyarak kamet getirdi. Resulullah (s.a.v.) da namazı kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve:"Ey insanlar! Sizi bir kişiden yaratan Rabbiniz ‘den korkun...(Nisa, 1) ayet-i kerimesini sonuna (yani) "Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde gözcüdür" ayetine kadar ve Haşr Sûresi'ndeki, "Allah'tan korkun. Her nefis yarın (Âhiret) için ne gönderdiğine bir baksın. Allah'tan korkun...(Haşr, 18)" ayet-i kerimesini okudu.(Sözüne devamla) "Bir adam dinarından, dirheminden elbisesinden, bir sa' buğdayından, bir sa' kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yarım hurma olsun" buyurdu. Derken Ensar'dan bir zat hemen elinin taşıyamayacağı kadar hatta elinin taşımaktan âciz kaldığı bir kese getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes bir şeyler getirdiler. Neticede yiyecek ve elbiseden müteşekkil iki yığın gördüm. Resulullah (s.a.v.)'in (mübarek) yüzünü de altınla yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.):"Her kim İslam'da güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey noksan edilmemek şartıyla sevapları kendisine aittir. Ve her kim İslam'da kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile kendisinden sonra onunla amel edenlerin vebali hiçbir noksanlık olmamak üzere ona aittir" buyurdular. Hadiste sünnet kavramı geçmektedir. Sünnet, hasene ve seyyie vasıflarıyla birlikte mutlaklık ifade eder. Allah'ın dininde var olan şeyi içine aldığı gibi, var olmayanı da kapsar. Ancak, hadisin sebebi vurûd’una bakıldığında burada sünnetten maksadın Allah'ın dininde asl olan şeylerle ilgili olduğu görülür.

"Kan alanın da aldıranın da orucu bozulmuş olur.[22]; "Rasulullah oruçlu ve ihramlı iken kan aldırdı."[23]; "Kan aldıranın, kusanın ve ihtilam olanın orucu bozulmaz"[24]

Şüphesiz ki bu hadisler görünüş itibariyle neshe delalet ederler. Ancak hadislerden hangisi diğerini neshetmiştir? Bazı alimlere göre yalnız birincisi diğerlerini neshetmiştir. Âlimlerden Ali b. Medinî, Ahmed, İshak ve İbn Münzir bu görüştedir.[25]

Diğer bazılarına göre ise ikinci hadis diğerlerini neshetmiştir. Şafiî ve İbn Hazm'ın görüşü budur.

Bu ihtilaflı durumu çözecek olan ise sebeb-i vürudun ortaya konulmasıdır ki, üzerinde ittifak edilen ve İslam'ın ruhuna uygun olan da budur. Zaten Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Hiçbir kimse diğer birisinin günahını yüklenmez."[26]

Beyhakî, "Şuabu'l-îman"ında, Gayyas b. Kelub el-Kûfî'den, o da Mutarrif b. Semurete ibni Cündeb'den, o da babasından rivayet ettiği şu hadisi tahric etmiştir: “Resulullah (s.a.v.), Ramazan ayında kan aldırmakta olan bir adama uğradı, onlar (kan alan ve aldıran) aynı zamanda bir adamın gıybetini ediyorlardı. Bunun üzerine (gıybetten dolayı) "Kan alanın da aldıranın da orucu bozulmuştur" diye buyurdu.[27]

İşte bu sebep (yani gıybetten dolayı orucun bozulması) fazla olarak nesh konusunda şu hadislerle zikri geçen ayet arasındaki çelişkiyi gidermiştir.[28]

"Rasulullah (s.a.v.), kırbanın ağzından su içmeyi yasak etmiştir."[29]                 Beyhakî, Şuabu'I îmanda Zührî'den, o da Abdullah b. Ebi Said'den şunu rivayet ediyor: "Bir adam kırbanın ağzından su içti, karnına yılan (solucan veya kıl yılanı) kaçtı Bunun üzerine Allah'ın Rasulü (sas), kırbanın ağzını kırarak su içmekten nehyetti." Sebebin bilinmesi bu hadisteki hükmün illetinin beyanı gösterir.

"Kıyamet günü hesabı incelenen kimse azaba uğratılır." [30]

Hadisin sebeb-i vurûdu şudur: Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sas) şöyle buyurmuştur: "Kim Kıyamet Günü hesaba çekilirse azaba uğratılır." Bunun üzerine Aişe (r.a.), "Ben Allah Teala, "Hemen kolay bir hesap ile hesabı görülecek" diye buyurmadı mı?" dedim" Resulullah (sas); "O hesap değil, sadece arzdır, kimin hesabı incelenirse azaba uğratılır" diye buyurdu."[31]

Bu ilim umumi hükümlerin tahsis edilmesi, manası mutlak olan hükümlerin sınırlandırılması, mücmel ve müşkil hükümlerin açıklanması, nasih ve mensuh olanların bilinmesi bir hükmin asıl sebebinin beyan edilmesi, kısaca hadislerin daha iyi anlaşılabilmesi için büyük önem taşımaktadır. Müteahhir dönem alimleri bunu bir metodoloji sorunu olarak ele alıp değerlendirmişlerdir.[32]

Hadislerin daha iyi anlaşılabilmesi için bunların hangi sebeple, nerede ve ne zaman söylendiğinin bilinmesi gerekir. İşte hadislerin bu yönüyle ilgilenen hadis ilmine esbabı vurûdi’l-hadîs denir.

Genel olarak “hadislerin anlaşılmasına katkı sağlayan durumlar” şeklinde tarif edilen esbabı vurûdi’l hadis, hadislerde ne kastedildiğinin anlaşılması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu önemine rağmen müstakil olarak onun sistemleştirildiğini söylemek zordur.

Öze Dönüş Dergisi sayı 6

 

 

[1] Mehmet Görmez, sünnet ve hadisin anlaşılmasında metod sorunu, İslami araştırmalar cilt:10, sayı 1,2,3 sf.31, 1997.

[2] Görmez, a.g.e. sf, 36.

[3] Görmez, a.g.e. sf, 37.

[4] Yavuz Köktaş, Esbâbu Vurûdi’l-Hadis İlmi, Kapsamı ve İçeriğine Yeni Bir Bakış, Usul İslam araştırmaları Dergisi, Temmuz-Aralık 2005.

[5] Köktaş, g.e. sf 135.

[6] Köktaş, a.g.e. sf. 136.

[7] Celalu’d-Din es-Suyuti, Esbâbu vurûdi’l-hadîs,  Arapça tahkik Yahya İsmail Ahmed, trc. Necati Tetik-Abdulmecid Okçu, ihtar y.y 1996, sf. 14; Köktaş, a.g.e. sf. 136.

[8] Bu tarif, Suyutî'nin, Lübabü'n-Nükul fi Esbabi'n-Nüzul adlı eserinde yaptığı tanımla mukayese edilerek yapılmıştır. Sebeb-i Nüzûli'l-Kur'an'ı, "ayetin inmesine sebep olan günlük hediseler" olarak açıklamıştır. Lübabu'n-Nükul ala hasiyeti Tefsir-i Celaleyn,

[9] es-Suyuti, a.g.e. sf. 14.

[10] Yahya İsmail Ahmed,  es-Suyuti, Esbâbu vurûdi’l-hadîs kitabına yazdığı mukaddime, ihtar y.y 1996, sf. 15

[11] Yaşar Kandemir, D.İ.A. cilt 15 sf.62

[12] Muhammed Rafet Said, esbab-u vürud’ul hadis tahlil ve te’sis, (Katar Üniversitesi Şeriat Fakültesi İslami İlmiler Tefsir ve Hadis Kısmı) sf. 188.

[13] es-Suyuti, a.g.e. sf. 35-36

[14] Bu sahada yazılmış en derli toplu eser olduğu rivayet edilse de, eser günümüze ulaşmamıştır

[15] Kitabın baskısı doktur Aişe Abdurrahman’ın tahkiki ve ‘ İbnus-Salah’ın Mukaddimesi ile beraber, 1053 sayfa olarak ( Dar’ul kutubu-l Misriyye/Kahire, 1394-H/1974-M) neşredilmiştir

[16] Bu eser Yahya İsmail Ahmed tarafından tahkik edilip Arapçası ve Türkçe tercümesi yayınlanmıştır.

[17] Kitabın muhtelif baskıları vardır.

[18] Köktaş, a.g.e. sf. 132.

[19] es-Suyuti, a.g.e. sf. 15-24.

[20] es-Suyuti, a.g.e. sf 15-16.

[21] Tirmizi, ilim, 2675, trc. Abdullah Parlıyan, Konya Kitapçılık.

[22] Sünen-i Ebu Davut, oruç bölümü, 2367, trc. Necati Yeniel / Hüseyin Kayapınar, Şamil y.y

[23] Sünen-i Ebu Davut, 2372.

[24] Sünen-i Ebu Davut, 2376.

[25] Es-Syuyti a.g.e. sf. 21.

[26] Es-Syuyti a.g.e. sf. 21.

[27] Es-Syuyti a.g.e. sf. 123.

[28] Es-Suyuti, a.g.r. sf. 21-22.

[29] Sahih-i Buhari ve Tercemesi, içecekler bölümü, 51, trc. Mehmed Sofuoğlu, Ötüken neşriyat.

[30] Sahih-i Buhari, Kitabut-tefsir

[31] Es-Suyuti, a.g.e. sf.24.

[32]Ramazan Ayvallı, D.İ.A. cilt 11 sf. 360.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim