• BIST 106.588
  • Altın 268,672
  • Dolar 5,7159
  • Euro 6,3130
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 4 °C
  • Van 4 °C

İSLAMİ MÜCADELE ZULÜM DÜZENİNE TOPYEKÛN BİR İTİRAZDIR

M. Yasin Haskanlı

 

 

Hiçbir bireyin ve toplumun bir başka güç tarafından zor kullanılarak başkalaştırılması, asimile edilmesi, inkâr edilmesi kabul edilemez. Zira Allah insanı kendi hür iradesiyle var etmiştir. Allah insana yaşam tarzını bir başkasının özgürlüğüne müdahale etmediği müddetçe mahrem olarak görmüştür. Var eden Allah’tır ve kuralı bırakan da O’ dur. Allah insanın yeryüzü macerasına birkaç temel kural koymuştur.

 Kural yeryüzünde imtihanın bir gereği olarak insanın tercih yapması iyi/kötü, güzel/çirkin, doğru/yanlış, hak/batıl arasında kendini konumlandırmasıdır. Bu konumlandırmayı yaparken bir başka konumlandırmaya ( ortak yaşama zarar vermediği ölçüde) tahammül edilmesi gerekmektedir. Seçtiği hukuku ve yaşam tarzını kendi üzerinde bağlayıcılığını kabulün onu sınırlandırdığını (Müslüman için kendi hukuku, Yahudi için Hıristiyan için laik için vs kendi hukuku) kabul ederek hayatını sürdürmesidir. İlahi arzu,  imtihanın özgürlüğüne müdahale ederek asıl yargıcın yerine kendisini yerleştirmeyi kimsenin uhdesine vermemiştir. Bu dile getirdiğimiz, dünyaya gelmeyi kendisi belirlemeyip yaratıcı tarafından yeryüzüne gönderilen insanın yaşam tarzı, dünya görüşüyle alakalı bir yaklaşımdır. Allah dileseydi tüm insanlık aynı fikir etrafında aynı yaşam tarzında olurdu. Dinin tebliğinin sadece uyarıcı-korkutucu-müjdeleyici olması, asla ve asla zor kullanımına başvurmaması bunun bir göstergesidir. Bu konunun delili, Kur’an’ın bizzat kendisidir. Dinin ilk ve en önemli yaşayanı ve tebliğcisi HZ. Muhammed’e hitaben de : ‘’De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum)’’ (Yunus/108) Bu konu güzel bir şekilde izah edilmiştir. Peygamberin kendisi bile insanın tercihinde baskı unsuru olarak görülmemiştir veya buna izin verilmemiştir. Hiçbir tarihçi peygamberin hayatında bir başkasının dini tercihiyle ilgili baskının yapıldığını aktarmamıştır.

 

Din kendi müminlerine belli disiplinler getirir ve bunların ayakta kalmasını teşvik eder. Bu disiplinlerin ihlalinde de kendi iç hukukundan ve kabullerden gelen bir hakla bazı yaptırımları da uygular. Bu bir çelişki değildir. Bilakis bir iç hukukun gereğidir. Nasıl ki bir evlilik müessesi, bir ticari ortaklık, siyasi bir ittifak ve buna benzer birlikteliklerin ayakta kalması için iç hukuk ve bağlayıcılıklar gerekiyorsa dinin de kendi inananlarından bu nitelikte beklentileri vardır. Bu kural birden fazla bireyin olduğu tüm paylaşımsal alanların olmazsa olmazıdır.  Hiçbir alan mutlak özgürlük alanı değildir. Hukukun olmadığı, ortak akıl ve disiplinlerin olmadığı bir dünya tahayyül edilemez.  Aksi bir durum çatışmacı ve kaosun egemen olduğu bir düzendir. Ahitleşmeler, yasalar, kanunlar, teamüller bu iç hukukun sağlanması için olmaktadırlar.

İlahi irade yeryüzünde insan ilişkilerinde aynileşen ilişkilerin dışında olan ilişkilere de bir kural getirmiştir.  Yukarıda dile getirdiğimiz paralel yaşamların durumu idi. Ancak hayat tek renk, tek eğilimden ve tek tercihten ibaret değildir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran, tercih hürriyetidir. Bu hürriyeti veren onu var edendir. Dolayısıyla özgürlüğü verenin dışında başka bir merciinin bunu sınırlaması kural ihlali ve yetki aşımı olur. Allah insanı belli bir süreliğine yeryüzünde bir sınava tabi tutmuştur. Kimse bu süre dolmadan sahaya müdahale edemez/etmemelidir. Zira yukarda da dile getirdiğimiz gibi Allah insanı sınamak için yeryüzüne göndermiş ve toplam süre içinde onu gözlemlemekte, hesabını oluşturmaktadır.

Eğer zor ve baskı meşru olsaydı bunu yaratılışın temelinde tartışmak gerekecekti. Eğer zor/baskı meşru olsaydı yeryüzüne gönderilmenin anlamıyla ilgili ciddi çelişkiler olacaktı. Allah’ın insana yüklediği kutsallığın, isteyerek, gönüllü olarak kendisine istediği bağlılık değil midir? Allah’a olan kulluğun her türlü araçtan azade olarak güçlü bir imani durum olması kâmil insan olma halidir.

 

İktidar hırsı ve başkasını yönetme güdüleri, insanı başka insanları zorla dönüştürme gibi bir hastalığa itmektedir. Şekli ve gerekçesi farklı olmakla birlikte temel sorun budur. Kraldan çok kralcı olan bir yaklaşımla Tanrı adına başkasına Tanrının istemediği bir yaklaşımla insanı düzeltme iddiasıyla baskı uygulamak, yaşama vurulan ciddi bir darbedir. Baskı unsuru sadece dini argümanlar ve gerekçeler üzerine değildir. İlk insanın çocuklarından başlayarak yaşadığımız ana kadar ara vermeden zulmeden ve zulme uğrayan bir döngünün içerisindedir insanlık. Yerküre üzerinde zaman nice tiranlara, firavunlara, nemrutlara tanıklık etmiştir. Ekonomik, dini, siyasi, coğrafik, etnik birçok sebeple insanın insana yapmadığı kalmamıştır. Merhamet, sevgi ve empati yerine kin ve düşmanlık, ikili ilişkilerin ana eksenini oluşturmuştur. Yeryüzünün ıslahı istendiği halde aksine bozgunculuğun egemen oluşuna ve güçlü oluşuna  şahit olunmaktadır.

Zulmün her çeşidi iki sonuç doğurur: Birincisi; Allah’ın hakkına girmektir. İkincisi; kulun hakkına girmektir.

Zulmeden, hakkı ve yetkisi olmadığı halde Allah’a ait olan bir alana yani cezalandırma/mükâfatlandırma gibi bir durumu gerçekleştirir. Kâinatın yaratıcısı olan ve bu yaratmanın mutlak anlamda hüküm koyucusu olan Allah’a rağmen iş yapmaktır. Bunu yaparken de asıl problem adaletten ve insan haklarından uzak tamamen süfli duygularla yapmasıdır.  Kendini yeryüzünün sahibi ve mutlak otoritesi görme, fiili durum olarak yeryüzü tanrılarından bir Tanrı olma iddiası, zulmün tezahürleri olarak karşımıza çıkmıştır. Tarihin neredeyse tüm zalimleri zulümlerinin doruklarında Tanrılık iddiasında da bulunmuşlardır. Bu, bazen direk beyanlarda karşımıza çıkmış bazen de uygulanan politikalarında görülmüştür. Kur’an’da bu anlamda tarihi birçok örnek zikredilmektedir.

İkinci sonuç ise kulun hakkına olan müdahaledir. Her zulmün doğal neticesi karşısındaki birini/birilerini ezme sonucunu gerektirir. Zulmeden, kendisiyle aynı yaratılışa sahip ve aynı gaye için gönderilmiş,  barış içinde yaşamaları gerektiği bilincinin doğal bir refleks olarak kendilerine ilham edildiği başka birine elindeki imkânları kullanarak yaşam koşullarını kötüleştirmek, sömürmek ya da yok etmek üzerine bir eylem gerçekleştirir. İnsani olmayan, şehvet, hırs, cehalet, kör inattan ve habis bir karakterden kaynaklı yozlaşmanın ürünü olarak zulüm, dünyanın barış içerisinde olmasının önünde yegâne tehdittir. Çıkarların çakışması, güç ve imkân elde etme, her türlü insancıl duygunun önüne geçmiştir. Bu ortam doğal olarak zulme uğrayan birey ve toplumların oluşmasına sebep olmuştur. Zekâsını kullanıp ancak akıl melekesinden yoksunluğun doruklarına ulaşan zalimler, geçici olan dünya hayatını başkasına zindan etmekten geri durmamışlardır. Kendisi için de adaletin tecelli edeceği ilahi mahkemede kötü bir son hazırlamıştır.“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‘İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez!’ buyurdu.”(Buhari 13/6005, Müslim, Tirmizi)

Dünya nimetlerinden adil bir şekilde yararlanma, yönetme ve yönetilmede paydaşlaşma yerini haksız kazanç ve zayıfları ötekileştirerek yok saymaya bırakmıştır. Tarihi metinlerden dini metinlere, edebiyattan folklora, ağıtlardan resimlere kadar sayısız argümanın en temel konusu, insanlığın geçmişinden bugüne zulmün ve zulme uğrayanın anlatıldığı sahnelerden oluşmaktadır.

Mesele insanın bu kadar gaddarlaştığı ve tahammülün olmadığı bir ortamda insanlığı zulmün esaretinden kurtarma çabasıdır. İlahi mesajın en önemli enstrümanlarından biri de yeryüzünde ilahi rızayı umanların zalime ve zalimin zulmüne karşı gücünün yettiği oranda karşı koymaları ve engellemeleridir. Allah dini yaşamı ve bu yaşamın icaplarını elbette hem bu dünyada hem de ahrette karşılığını verecektir. Bu icaplarla ilgili ceza ve mükâfatlandırmayı kendisine bırakmıştır. Ancak bu dünyada zulmün her nevine karşı tavır almamızı ve meşru ölçülerde bu tavrı engelleyici bir pozisyon almamızı istemektedir.’’ Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver! ” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?’’ (Nisa/75)

İmanın doruklarını zalim idareye karşı hakkı haykırmak olarak niteleyen bir dinin temsilcilerinin yeryüzünde bunun bir gereği olarak her türlü zulüm düzenine, kimden gelirse gelsin kime yapılırsa yapılsın, karşı koyması imani bir sorumluluktur. Özgürlük Peygamberi Hz Muhammed (s.a.v) şöyle seslenmektedir tüm zaman: “En faziletli cihad, zâlim sultan veya yönetici karşısında hakkı ve adâleti söylemektir.” (EbûDâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 13; Nesâî, Bey’at 37; İbnMâce, Fiten 20.), "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir."(Müslim, İman, 78; TirmizîFiten. 1I- Nesaî iman 17 İbnMâce, Fiten, 20). Öyle bir dine iman etmişiz ki o din, diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun niçin öldürüldüğünü, insanların köleleştirilmelerini, toplumların sınıflandırılmasını, kadının insan muamelesi görmemesini, ekonomik sömürüyü buna benzer birçok sorunu mücadelesinin ilk ve en önemli meseleleri olarak görmüştür. Yalın ayaklı kitlelerin umudu ve bayraktarlığı olarak kendisinden sonraki çağlara en büyük insancıl mesaj olmuştur. İslam tüm bu tavırları sergilerken ve ezilmişlere çare olurken onlara “Gelin İslam olun” şartını koşmamıştır. Elbette tüm insanların İslamlaşması istenen ve sevinç duyulacak bir hadisedir. Bir Müslüman için bir başkasının hidayetine vesile olmak Güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Ancak insanları zulümden kurtarmanın ve onlara özgür bir ortam oluşturmanın şartı, onların Müslüman olmaları değildir.

Zulüm ve zalim dün olduğu gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Çağdaş düzenlerin kitleleri pervasızca ve tüm tarihi örnekleri geride bırakacak bir şekilde sömürdüğüne şahit olmaktayız.Yaşadığımız çağın milyarlarca yaşayanı, medeni görünümlü zalim otoriterlerin pençesinde inim inim inlemektedir. Kapitalizmin, sosyalizmin ve çeşit çeşit düzenlerin, gerek kendi tebaalarına gerekse de diğer toplumlara, insanlık onurunu hiçe sayan muameleleri İslami mücadelenin sorumluluk alması gereken bir tablodur.

Ezilmekte olan birey ve toplumların kendi kaderlerini belirlemeleri, Allah’ın onlara lütfettiği dünya hayatını özgür bir tercihle yaşamalarını savunmak ve bu hakların iadesi için tavizsiz bir mücadele İslam’ın “erdem” olarak tarif ettiği bir eylemdir. Herkes için adalet ve herkes için onurlu bir yaşam sloganı İslam’ın düsturudur.  Zalime ve onun zulmüne itiraz bir zorunluluktur. Zulme karşı çıkmak, yeryüzüne bir kez gelen insanın Allah için insanlık için ve kendisi için yapacağı onurlu bir davranıştır.

 İslam, zulüm düzenin bir parçasına yönelik bir itiraz ve meydan okuma değildir. Aksine bu düzenlerin tümüne yönelik bir ret edişi savunur. Dini, etnik, ekonomik, ahlaki, ekolojiye yönelik bireye ve topluma dokunacak ve yaratılıştan gelen haklarını gasp eden her türlü eyleme karşı bir insanlık mücadelesidir İslami duruş. İslam’ın bu tutumunu ona inanmış muvahidler tarafından tarihin çeşitli evrelerinde gördük. Onurlu bir tarzda İslam’a ve insana yaraşır bir karşı koyuş hep olmuştur.

İslam’ın evrensel mesajı, İnsanın özgürlük arayışına bir nihayet olmaktır. Zulüm ve baskı altına alınmış bireyi ve toplumu özgürlükleri önündeki her türlü baskı aracından arındırarak yaratılıştan gelen, kendisiyle tercihi arasına vasıta koymadan yaşama koşullarını sağlamak, İslami mücadelenin ana hedefleri arasındadır.

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim