• BIST 117.741
  • Altın 399,133
  • Dolar 6,8565
  • Euro 7,8136
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C
  • Van 16 °C

Van Öze Dönüş "Adalet" Konusunu İşledi

Van Öze Dönüş "Adalet" Konusunu İşledi
Van Öze Dönüş,Bu hafta Selim KAVAL hocanın sunumuyla ADALET konusunu dinledi.

Van Öze Dönüş,Bu hafta Selim KAVAL hocanın sunumuyla ADALET konusunu işledi. Selim hocanın sunumunu aşağıda sizinle paylaşıyoruz.

ADALET

İnsan ebedi mutluluğa iki şey kavuşur. Bunlar, tevhid ve adalettir. Tevhid kanadı, insandan Allah’a uzanır ve insan-Hâlık ilişkisini temsil eder. Adalet kanadı, insandan insana uzanır ve insan-mahlûk ilişkisini temsil eder.

Adalet kelimesi, dengelemek, dengeli davranmak, tesviye edip düzeltmek, bir şeyi uygun yere koymak, bir hakkı sahibine vermek anlamlarına gelir. Bu kavramın içinde insaf, hakkaniyet, istikamet mânâları da vardır. Dolayısıyla adaletli davranmak, bir şeyi, bir işi hakkaniyet ve insaf ölçülerine göre yapmak demektir.

Bu yüzden Allah çeşitli toplumlara peygamberler gönderiyor ve onlarla birlikte kitap ve adalet terazisi indiriyor.

“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik… “(Hadid sûresi, 57/25)   

Andolsun ki Biz Resullerimizi apaçık belgelerle, apaçık âyetlerle, apaçık kanıtlarla gönderdik. Aynı zamanda o peygamberlerle beraber kitaplar da gönderdik.

"Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt verir!" (Nisa sûresi, 4/58)

Tarih boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya kaybedilmiştir: Emanet ve adalet.

Emanet, korunması istenen maddî ve manevî değerdir. Kişinin kullanıp sahi­bine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir.

 

Adaletli yönetim, Müslüman yönetici için bir vazife olmanın ötesinde, "Bir gün adaletle yönetmek, altmış yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır." hadîsinin ifadesiyle ibadet sayılmıştır.
 

"İnsanları idare etmeyi üzerine alan bir kimse kendini ve ailesini düşündüğü gibi yönettiği kimseleri düşünmedikçe kıyamet gününde cennetin kokusunu bile alamaz." (Buharî, Ahkâm 8)

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sas)'in, kendisine en sevimli ve kıyamette derecesi en yüksek kimselerin adaletli yöneticiler, en sevimsiz ve âhirette azabı en şiddetli olan kimselerin ise zalim idareciler (Tirmizi, Ahkâm 4) olduğunu bildirmiştir.

Devletin imanı adalettir

Güç ve kuvvet bir iktidarın meşruiyetini belirlemez. “Kim iktidardır?” sorusunun cevabı “Kuvvet sahibi iktidardır” ise, orada hakkın iktidarından değil de gücün iktidarından söz edilebilir. İktidarını gücüne borçlu olan her iktidar zulüm üretir.

Vahyin bütünü göz önüne alındığında, meşru bir iktidarın temelinin şunlar olduğu görülür:

1. Hakikat (tevhid).

2. Adalet.

3. Merhamet.

4. Meşveret.

İslam âlimlerinin dilinde “Devlet küfürle değil, zulümle yıkılır” sözü, bir mütearife haline gelmiştir.

“Adalet mülkün/devletin temelidir” (Hz. Ömer).

 

Vahiyle inşa olmuş akıllar, dünya tarihinde adaletin en güzel örneğini sergilemişlerdir.Ali b. Ebi Talib bir Yahudi ile davalıdır. Hz. Ömer’in huzurunda mahkemeleşirler. Hz. Ali hayli rahatsız gözükmektedir. Hz. Ömer zanneder ki, onun bu sıkıntısı hasmı olan Yahudi ile yan yana hâkim huzuruna çıkmaktan kaynaklanıyor. Hz. Ali rahatsızlığının sebebini merak eden Hz. Ömer’e şu açıklamayı yapar: Hâkimlik yapan Hz. Ömer hasmı olan Yahudi’ye ismiyle hitap ettiği halde kendisine künyesiyle hitap etmiştir. Birine künyesiyle hitap Araplarda onun üstünlüğünü ve şerefini gösterir. Bu eşitsizlik ise adalete aykırıdır. Hz. Ali’yi rahatsız eden de hâkimin bu eşit olmayan davranışıdır.

 

"Ey iman edenler! Hakkı yerine getiren ve adaletle şahadet eden kimseler olun." (Maide sûresi, 5/8)  

"Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisa sûresi, 4/135)
 

"Aralarında, Allah'ın sana indirdiği ahkâm ile hükmet! Asla onların keyiflerine uyma! Allah'ın indirdiği hükümlerin bir kısmından seni caydırmalarından sakın!" (Maide sûresi, 5/49)

 "Allah'ın sana indirdiği ahkâm ile hükmet!" kısmını adaletle irtibatlayarak "Kur'ân ile hükmeden adalet eder." (Darimi, Fezailü'l-Kur'ân 1) şeklinde tefsir etmiştir.
 

Nitekim adalet konusunda çok titiz davranan Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.), "Ben ancak bir beşerim. Sizden davalılar bana geldiğinde bazınız delil getirmede diğerinden daha becerikli olabilir. Ben de doğru söylüyor zannıyla onun lehinde hüküm verebilirim. Şu halde sizin ifadenize göre bir kimseye mü'min kardeşinin hakkını alıp verirsem, onu ister alsın isterse bıraksın bu, cehennemden bir parçadır." (Buharî, Mezalim 16) sözleriyle bu mevzuda sahabeyi uyarmıştır.

Bir defasında Ubey b. Kâ'b (r.a.), hilâfeti döneminde Hz. Ömer (r.a.) aleyhine dava açmıştı. Zeyd b. Sabit hâkimlik görevini yürütüyordu. Hz. Ömer mahkemenin huzuruna gelince Zeyd b. Sabit, halife olması hasebiyle ona hürmet gösterdi, Hz. Ömer ise; "Bu senin hükümdeki ilk adaletsizliğindir." ikazını yaparak davacı Ubey b. Kâ'b'ın yanına oturdu. Ubey'in delili yoktu. Bu durumda "Yemin davalıya gerekir." kuralınca Hz. Ömer'in yemin etmesi gerekiyordu. Hilâfet makamında bulunması hasebiyle Zeyd b. Sabit, Ubey'in bu haktan feragat etmesini istedi. Fakat Hz. Ömer mahkemede hâkimlik yapan Zeyd b. Sabit'e, "Eğer senin nazarında Ömer ile herhangi bir adam müsavi değilse, sen bu göreve lâyık değilsin." diyerek sert bir karşılık verdi.

Ticarî Hayatta Adalet

Ticaret, insanların helâl haram hassasiyetini en çok yitirdiği yerlerden biridir. İnsan ticarete kazanmak için girer ve menfaat duygusuyla hareket eder. Bu, hem alan hem de satan için böyledir.

"Ey kavmim ölçüyü tartıyı adaletle tam yapın, insanlara haklarını eksik vermeyin."; (Hud sûresi, 11/85) "Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve doğru terazi ile tartın."; (İsra sûresi, 17/35) "Tartıyı adaletle yapın, eksik ölçüp tartmayın." (Rahman sûresi, 55/9) âyetleri ticarî hayatta adaleti âmirdir.

Aile İçinde Adalet

Sahabeden Osman b. Maz'un'un (r.a.) hanımı, bir gün Hz. Aişe (r.a.) Vâlidemiz'e uğradı. Kadın genellikle güzel giyinir, ellerine kına yakardı. Hz. Aişe Vâlidemiz onun her zamanki hâlini görmeyince sebebini sordu. O da kocasının dünyayı ve kadınları arzulamadığını söyleyerek ilgisizliğinden şikâyet etti. Aişe Vâlidemiz bu durumu Efendimiz'e (s.a.s.) bildirdi. Nebi (s.a.s.), Osman b. Maz'un'u yanına çağırdı ve "Ey Osman! Benim Sünnet'imden yüz mü çevirdin?" diye sordu.
Osman: "Hayır, ya Resûlallah! Benim tek isteğim senin yolundur." dedi. Efendimiz buyurdu ki: "O hâlde dikkat et, ben hem uyurum, hem namaz kılarım, bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Hanımlarımla da beraber olurum. Allah'a karşı takva sahibi ol ey Osman! Bilesin ki ailenin senin üzerinde hakkı var, misafirinin üzerinde hakkı var, vücudunun senin üzerinde hakkı var. Oruç tut, ama bazen tutma; namaz kıl, uykunu da al!" (Ebu Dâvud, Salât 317) Efendimiz burada aile içi ilişkilerden bahsederken "Allah'a karşı takva sahibi ol." buyurmaktadır. Yani takva, eşle alâkayı ihmal etmekte değil, en güzel şekilde devam ettirmektedir.

Numan b. Beşir (r.a.) isimli genç sahabîye babası malının bir kısmını hibe olarak verip de diğer çocuklarını mahrum ettiğinden annesi bu duruma rıza göstermemiş ve meseleyi sormaları için onları Peygamber Efendimiz'e göndermiştir.

Efendimiz (s.a.s.) malından diğer çocuklarına da hibe edip etmediğini sormuş, onlara vermediğini öğrenince de "Allah'tan korkun ve çocuklarınızın arasında adaletli olun." (Müslim, Vesaya 13) buyurmuştur.

Allah insana adaleti farz kılar, zira insan zalîm olan, hatta “çok zulmedip” zalûm olan, dahası “zulümde sınır tanımayıp” zallâm olan bir varlıktır. Allah insana zulmetmez, fakat insan kendi kendisine çok zulmeder (29:40). Bunun için Allah zatına rahmeti farz kılmış, insana ise adaleti farz kılmıştır: “Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder.” (16:90).

_dsc0008-001.jpg_dsc0009-002.jpg_dsc0006-004.jpg

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Öze Dönüş Hareketinden Türkiye-İsrail Antlaşmasına Dair Basın Açıklaması11 Temmuz 2016 Pazartesi 13:54
  • Öze Dönüş Hareketi Logosunu Kamuoyu ile Paylaştı13 Haziran 2016 Pazartesi 15:19
  • Ramazan Ayı ve Arınma31 Mayıs 2016 Salı 17:40
  • MÜSLÜMAN VE LİTERATÜR23 Mayıs 2016 Pazartesi 12:11
  • Şiddet Sarmalından Çıkışın Yolları07 Mayıs 2016 Cumartesi 12:10
  • Şehir Yaşamı02 Mayıs 2016 Pazartesi 11:43
  • Öze Dönüş Yayınevi, Van 2. Kitap Fuarında23 Nisan 2016 Cumartesi 10:19
  • İbn-i Teymiye’nin Hayatı, Mücadelesi ve Fikirleri23 Nisan 2016 Cumartesi 10:10
  • Hadislerin Yazıyla Tesbiti18 Nisan 2016 Pazartesi 10:00
  • Kur-an’da Sabır ve Sebat’ın Önemi09 Nisan 2016 Cumartesi 10:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim