• BIST 106.588
  • Altın 268,672
  • Dolar 5,7159
  • Euro 6,3130
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 4 °C
  • Van 4 °C

KADER ANLAYIŞIMIZ

Tuba Gümüş

 

Kader, cüz’i irade ile alakalıdır. Allah’ın kullarına sunduğu tercih hakkıdır. Kadere iman esası Allah’ın adil olmasının bir sonucudur. İnsan hayrı isterse Allah hayrı, insan şerri isterse Allah da şerri verir.Tercihimizi neyden yana kullanırsak Allah da onu yaratır.

Kaderi bu şekilde anladığımız sürece ortada bir problem olmaz. Ancak sorumluluktan kaçınan insanlar kadere iman esasını, yaptıkları hataların bir mazereti olarak kabul etmektedirler.

   Müslümanların tarih boyunca ezilmesinin ve sömürge altında yaşamalarının nedeni işte bu kadere iman esasını yanlış yorumlamalarıdır. Hz. Peygamber(a.s) sonrasında yaşanan iç savaşlar, mezhepleşme vs. konularda kader mevzusu mühim bir rol oynamıştır. Özellikle Emeviler döneminde kader anlayışı dini boyuttan çıkıp siyasi boyuta bürünmüştür. Savaşlarda öldürülen insanların da bu durumlarının kaderleri olduğunu söyleyip savaşların yapılmasını haklı göstermeye çalışmışlardır. Tarih insanların siyasi hırslarına tanık olmuştur. Müslüman devletler arasında yaşanan savaşların ve öldürülen masum insanların hesabı kader diyerek verilmiştir.

   Günümüze kadar kader mevzusu siyasi olaylara konu olmuştur. Müslümanlar özellikle günümüzde esaret altında yaşarken mücadele etmeyip sadece kadere boyun eğmekle pasif duruşlarını haklılaştırma çabasına girmişlerdir. Mücadele etmek yerine savaş ve sömürge halinde onları kurtaracak bir kurtarıcının geleceğine inandıkları için yıllarca hatta asırlarca aç, sefalet ve işkence halinde yaşamayı kabullenmişlerdir.

Oysa İslam’ın kaidelerini en güzel uygulayan Peygamberimiz’in kadere olan bakış açısını kendi hayatımıza uygularsak kaderi doğru anlayabiliriz. Peygamberimiz’in mücadelesi ömrünün sonuna kadar sürmüştür. Hz. Peygamber ve İslam’a gönül vermiş Müslümanlar  Mekke’deki mücadelelerinin önüne boykot engeli çıkınca davalarına devam edebilmek için Medine’ye hicret etmişlerdir. Medine’de İslam devleti kurulmuş ve İslam’ın ilk anayasası çıkarılmıştır. Onlar “kaderimiz” deyip Mekke’de kalmayarak işkenceye boykota dur demişlerdir.

Maalesef  günümüz Müslümanları mücadele kavramını iyice oturtamamış ya da oturtmak istememiştir. Unutulan ancak unutulması en acı olan şey ise Müslüman görünümlü zalim yöneticilerin kaderi kendi acımasız dünyalarına alet etmeleridir. Daha acı olan şey ise bu bahaneye boyun eğen Müslümanların tutumudur.

“Ve Biz, her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık…’’(isra,17/13)  ayeti insanın boşuna yaratılmadığını ve bir amacının olduğunu destekler niteliktedir. Yüce Allah ayetinde açıkça insanın tercihler sonucu kaderini yaşayabileceğini işaret etmiştir. Bu tamamen Allah’ın iradesinin dışında olan bir durumdur demek de kadere iman esasına ters bir durumdur. Çünkü Allah’ın iradesi her daim kullarının üzerindedir. Külli irade ile cüz’i iradenin bağlantısını koparmamak gerek.

   Günümüzde en çok işgal atında olan insanlar Müslümanlardır. Tarih  Hira Dağı’nın evlatları üzerinde tekerrür etmektedir. İslam ülkelerine zalim her türlü dış ve iç unsurlar zarar veriyor. Hristiyanlar tek güçlü din altında toplanmak isterken Yahudiler de vaad edilen toprakları almak için İslam’ın çocuklarını yok etme çabasına girmiş vaziyetteler. Bu acı durum asırlardır böyle. Ancak Müslümana en çok zararı veren yine Müslümandır. Aynı ümmetten olan çocuklar birbirlerine düşmanlar. İslam’ı savunduğunu söyleyen gayrimüslimler İslam’ı yok etmek için uğraşıyor. Peki nasıl aynı dinin kitabını okuyan, tek olan Allah’a inanan, Hz. Peygamber’i son elçi kabul eden insanların kavgası, amacı farklı olabiliyor? Nasıl oluyor da Tevhid inancını yaymak için yaşamaları gerekirken birbirlerinin hırslarına yenilip birbirlerini katlediyorlar?

Bu durum İslam’ın hükümlerini kendi çıkarlarına göre yorumlayan insanlardan kaynaklanıyor. İşte kader konusu da bunun en açık delilidir. Çünkü kadercilik anlayışını menfaatlerine göre açıklayan insanlar tarih boyunca pasif  Müslümanlar yetiştirmişlerdir. Mücadele etmenin Allah’a karşı yanlış olduğunu,”kaderimde ne varsa yaşarım” cümlesine vücut buldurmaya çalışmışlardır. Ve bu durum günümüzde de devam etmektedir. Her an çıkıp gelecek bir kurtarıcı bekleyen, karşı gelinirse adeta suç işlemiş gibi hissettirilen bir kadere hüküm giymiş Müslümanlar mevcut. Oysa mücadeleyi emreden İslam’dır. Bunun en açık örneğini Hz. Peygamber’in 23 yıllık nübüvvet devresinde görmek mümkündür.

   Afganistan, Irak, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Filistin, Bosna, Sancak ve daha birçok ülke doğrudan işgal altında. Yapılması gereken şey belli. İslam tek millettir anlayışını benimseyip küfür milletine karşı durmalı, elimizden geldiğinin daha fazlasını yapmalıyız. Kaderi hayatının bahanesi haline getirmiş Müslümanları mücadele ettirmeye çalışmalı ve yanlarında yer almalıyız.

İşgal altında olmak hiçbir milletin kaderi değildir. Bu sığ düşünceden kurtulabilmek için kadere iman esasını doğru anlamak, menfaatine göre hareket eden, İslamcı görünen kişilerin sözlerine itibar etmemek gerekir. Allah  kaderi en güzel açıklayan, Hz. Peygamber de en güzel yaşayandır. O halde Kuran ve Sünnet kaderimizi ve mücadelemizi sürdürmek için yeterlidir. Allah bize yeter!O ne güzel vekildir..

Ne güzel demiş Mehmet Akif ;

“Çalış!” dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun

 Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

 Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

 Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

 

ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 7

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim