• BIST 101.566
  • Altın 261,213
  • Dolar 5,6804
  • Euro 6,3745
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • Van 15 °C

HAK VE BATIL*

M. Sıddık Marsak

Hak ve batıl dünya görüşünün önemli konularındandır. İnsanlığın yeryüzünde var olduğu andan itibaren var olmuş, tarihin her döneminde kendini ortaya koymuş, günümüze kadar süre gelmiştir. Öyle görünüyor ki kıyamete kadar devam edecektir. İnsanın yeryüzü serüveni, imtihanı son buluncaya kadar devam edecektir.

Önemli olan bir konu, birbirinin zıddı olan hak ile batılın ayırt edilebilmesidir. Neyin hak ve neyin batıl olduğunun tespit edilebilmesi, anlaşılabilmesidir. Açık olan yerlerde hak ile batılı ayırt edebilmek kolaydır. Hayatın ve imtihanın gereği hak ve batılı ayırt etmenin güçleştiği, kötü nefis ve şeytanın, kötü niyetlilerin hakkı batıl, batılı da hak olarak gösterdiği yerler ve zamanlar vardır. Hak ve batıl birbirine karışır/karıştırılır, hak batıl, batıl hak olarak gösterilir. Burada vahyin ışığı ile aydınlatılmış sahih bilgi, takva/salih niyet ve salih amel/davranış sahibi olmak, kötü nefsin, şeytanın, şerr güçlerin, kötü niyetlilerin bütün çabalarına rağmen kişiye hak ve batılı ayırt etme güç ve becerisi kazandırır. “Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız(Allah’a karşı takvalı olursanız) O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış(furkani bir anlayış) verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir”. (1)

Murteza Mutahhari, hak ve batılın 1- varlık aleminde, 2- toplum ve tarihte (insan için) incelendiğini söylemektedir.(2)

Varlık Aleminde Hak ve Batıl

Acaba âlemin düzeni hak bir düzen midir? Yoksa batıl bir düzen midir? Bütün varlık alemi hedefsiz, boş ve anlamsız mıdır? Bu ve bunun gibi sorular karşısında birçok görüş ortaya atılmıştır.

Âleme karşı kötümser düşünenler olmuştur. Âlemi genelde istenilmeyen, olmaması gereken, hedefsiz, anlamsız ve boş bir şey olarak görmüşlerdir. Materyalist, seküler düşünen birçok bilgin bu görüşü ortaya atmış ve savunmuşlardır.

Bir grup ise âlem hayır ve şerden oluşmuştur. Yarısı iyi, yarısı kötüdür demişlerdir. Âlemde ki bu ikililik, varlığın kaynağında da ikililiğin olduğunu göstermektedir. Eski İran da yaygın olan iyilik tanrısı, kötülük tanrısı şeklindeki inanç bu anlayıştan kaynaklanmaktadır.

İlahi dinler kesinlikle âlemin yaratılışının hak üzere olduğunu, eksiklik ve fazlalıktan uzak olduğunu, hedefsiz, batıl ve boş olmadığını söylüyor. Âlemde her varlığın bir değeri, anlamı ve görevi vardır. “O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?”(3) “O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hilkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.”(4)

İlahi hikmette(felsefede), varlık âleminde bulunan varlıklar, hayırlı, hak, güzel, kamil ve iyi sayılırlar. Batıllar, şerler, çirkinlikler sonunda yokluğa dayanırlar, varlığa değil. Şer varlığından dolayı şer değildir, başka bir şeyde yokluğa sebep olduğu için şerdir. Şerler; hayırların bir takım ayrılmaz zaruretlerindendirler. Ve asıl bir varlıkları yoktur. Şerler, hayırlarla mukayese makamında, “varlık”ların karşısında görüntü gibidirler. Eğer varlıklar var olurlarsa, görüntüleri de ister istemez var olacaktır. Yokluğun gerçekliği olmamakla birlikte varlığa yol buluyor. Bir cismin gölgesi gibi, gölgenin hakiki bir varlığı yoktur. Varlığı cismin varlığına bağlıdır. Bunun gibi şerrin varlığı, hakkın varoluşuna bağlıdır.( 5)

Toplum ve Tarihte Hak ve Batıl

Varlık âlemindeki hak ve batıl konusundaki yaklaşımlar, insan için toplum ve tarihte hak ve batıl düşüncesinin oluşumunda etkili olmuştur. İnsanın nasıl bir varlıktır? Hak, adalet, erdem ve değer peşinde olan bir varlık mıdır? Yoksa zalim, kan döken, fesat çıkaran, sömüren ve şerrin peşinde olan bir varlık mıdır?

Bir görüşe göre insan yaratılışı gereği kötüdür. Dışsal bir cebir(zorunluluk) insani iyi davranmaya mecbur etmektedir. Örneğin insanlar doğal afetlere ve vahşi hayvanlara karşı tek başlarına direnemediklerinden, birlikte hareket etmeye, bir arada yaşamaya, birbirlerinin haklarına saygı göstermeye mecburdurlar. Ortak düşmana karşı birlik olmak zorunda olan insan, ortak düşman yok olduğunda, birbirine düşmekte, kan dökmekte, fesat çıkarmaktadır. Birbirlerine düşmanlık yapmaktadırlar. Bu görüş sahiplerine göre insan ve toplumun ıslahı yoktur. (6) İntihar doğaldır.

Bazı doğu felsefelerinde de hayatın şer olduğuna inanılıyor. Şu farkla ki ruh ile beden arasında sanevviyet(ikicilik) gözetiyor, ruh iyi beden ise kötüdür deniliyor. Ölenin/intihar edenin ruhunu özgür bıraktığına inanılıyor. Dolayısıyla intihar iyi olarak görülüyor.

Jean Jacques Rousseau’nun öncülük ettiği bir başka görüşe göre, aslında insan iyidir. Toplum onu bozuyor. Toplumun insanı bozmasına karşılık tabiata yönelen insan, toplumun kötülüğünden kendini korumuş olur.

İnsan fıtratını, insanın her türlü batınî kişilik ve tabiatını reddeden, ekonomiyi toplumun temeli kabul eden Marksist anlayışa göre insan ne kötüdür ne de iyidir. İnsanın iyi ve kötü oluşu üretim araçlarının özel durumuna bağlıdır. Üretim düzeni bazen adaleti, bazen de zulmü gerektiriyor. Marksizme göre üretim araçları ve düzeni ekonomiyi, ekonomi toplumu, toplum insanı oluşturur. İlk komün dönemdeki gibi insanların birbirlerine karşı iyi, paylaşımcı olmaları, birçok merhaleyi geçerek son merhaleye, ikinci komün dönemine ulaşması ile tekrar mümkün olacaktır. Bu merhaleler şunlardır. İlk ilkel komün dönemi, kölecilik dönemi, feodalizm dönemi, burjuvazi ve kapitalizm dönemi, sosyalizm ve komünizm dönemi. Tarihsel materyalizme göre insan tarihin cebrine(zorlamasına) tabidir. Zorunlu olarak bu merhaleler yaşanacak ve insan son merhalenin gerçekleşmesi ile özgür ve eşit olacaktır. Mutlak anlamda adalet gerçekleşecektir.

Bu anlayışa göre sosyalizm ve komünizm batı Avrupa ve Amerika’da ortaya çıkması gerekirken bu merhaleleri geçmeyen/yaşamayan Asya da (Rusya, Çin,..vb) ortaya çıkması ilginçtir. Ayrıca Rusya, Çin vb ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen insanlar arası adalet, eşitlik ve özgürlük getirmedi.

Kur’an, insan halifedir der. “… Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. ...” (7) Halife olan insan fıtraten temiz, hakka meyal olmasına rağmen tabiatında, imtihana tabi, irade sahibi olduğundan kötülük de işleyebilmektedir “Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kokmuş kara balçıktan yarattık”… “Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!” (8) Sahip olduğu irade ve imtihana tabi olmasından dolayı, iyiliği veya kötülüğü yaşaması her türlü etkiden uzak tümü ile kendi iradesi ile mümkündür.

Halife olması, insana yeryüzünü imar etme sorumluluğunu yüklemiştir. “…Sizi yerden çıkarıp yaratan, sizi yeryüzünü imar ile görevlendiren O'dur…” (9) Bir başka ifade ile insan yeryüzünü imar sorumluluğunu ifa etmekle halife olabilmektedir. Yeryüzünü imar sorumluluğu, yeryüzünü insanın üzerinde özgürce, hak ve adalet içerisinde yaşayabileceği bir hale getirmeyi gerektirmektedir. Bu sorumluluk birey ve toplumun ıslah edilmesi için çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

Kur’an’a göre insanın pis kokmuş çamur ve Allah’ın ruhundan yaratılmış olması, yeryüzünü imar etmekle sorumlu olması ve bunun sonucu olarak halife olması, yukarıda insan ile ilgili olarak ortaya atılan kötü bir varlıktır, ıslahı yoktur, bedeni kötü ruhu iyidir, iyidir toplum onu bozmaktadır, üretim araç ve düzenlerine bağlı olarak iyi veya kötü olmaktadır, şeklindeki düşüncelerin hakkı/hakikatı ifade etmediklerini göstermektedir.

İnsan iradesi ile kötülüğü tercih edip yaşayabildiği gibi, iyiliği/hakkı tercih edip yaşayabilmektedir. Kötü iken ıslah çabası ile iyi hale gelebilmektedir. İyi iken de nefsine, şeytana, çevresinin olumsuzluklarına tabi olunca bozulabilmekte, kötü olabilmektedir. İslam’ın bu bakışı iki esas halinde ifade edilebilir. Bir, insan tabiatı gereği kötü değildir. İki, kendini ve toplumunu ıslah edebilmesi, değiştirebilmesi için gerekli donanım ve iradeye sahip olduğunu bilmek gerekir.

Hak

Hak; sözlükte uygunluk ve uyumluluk(10), sabit olma, bir konuya yakin ve tereddütsüz inanmak, inancında sarsılmamak, sübut ve gerçekleşmesi kesin olan (11) anlamlarına gelmektedir.

Hak, Kur’an’da en çok kullanılan kavramlardandır. Türevleri ile birlikte Kur’an’da 287 defa geçmektedir.(12) Istılah/kavram olarak hakkın birçok tanımı yapılmıştır. Bütün bu tanımları kapsayacak şekilde sırasıyla İbn Teymiye ve Abdulkerim Zeydan’ın yaptıkları tanımlar şu şekildedir. “Kitap ve sünnete muvafık düşen her şeydir”. “Allah’ın emrettiği her şeydir”.(13) Istılahi anlamına baktığımızda hakkın anlam sahasının çok geniş olduğu görülecektir. “Kur’an ve sünnete muvafık, Allah’ın emrettiği her şey” İslam’ın maruf gördüğü her şeyi kapsamaktadır.

Bunun içindir ki, Rağıp el-Isfahani de çok sayıda anlamı içine alacak şekilde hak kavramını dört genel başlık altında tanımlamaktadır.(14) Mukatil b.Süleyman, hak kavramının onbir şekilde tefsir edildiğini, İbni Cevzi de Kur’an’da hak kavramının onsekiz anlama geldiğini  söyler.(15) Özetle Hak kavramı, Kur’an’da çok geniş bir kapsamda/anlamda kullanılmıştır.

1-Allah

Allah haktır, hakkın kaynağıdır, O’ndan gelen her şey haktır. İnsanı, yeri, göğü ve içindekilerini hak ölçüleri ile yaratmıştır. Hak, Allah’ın isimlerindendir. “İşte O, sizin Rabbiniz hak olan Allah’tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra delaletten(sapıklıktan) başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?”(16) “Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, yücedir, büyüktür.”(17)

2-Kur’an

Kur’an haktır. Hak olan Allah’tan nazil olmuştur. Allah’ın kelamıdır. Hakkı söyler, hakka çağırır, hak ile batılı ayırır(Furkan) ve hakka ulaştırır. “Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”(18) “Fakat kendilerine Hak(Kur’an) gelince “bu bir sihirdir, biz ona inanmıyoruz” dediler.”(19) “Gerçekten onlar, kendilerine Hak(Kur’an) geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.”(20)

3-Resûlullah(sav)

Hz.Muhammed(sav), diğer tüm peygamberler gibi delalete/sapıklığa düşmüş, haktan, hidayetten uzaklaşmış, insani erdem, fazilet, merhamet… yoksunu insanlığa hidayeti, hakkı, hakikatı, adaleti, merhameti… anlatmak için gönderilmiştir. Örnek yaşantısı(usvetun hasenetun) ile bu değerleri bizzat hayatı ile öğretmiştir. Bunun için Kur’an’da Resûlullah(sav) hak olarak nitelendirilmiştir. Davası, ahlakı, hayatı haktır. Hakka çağırır. “Ehl-i kitaptan çoğu, hak(Resûlullah) kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”(21)

4-Tevhit

Tevhit, hayat içerisinde Allah’ı birlemektir. Yani sosyal hayatta, ekonomik hayatta, aile hayatında, siyasi hayatta, adli hayatta… vb hayatın tüm alanlarında Allah ve Resûlunun sözünün geçerli tek söz olduğunu kabul etmek ve yaşamaktır. Hayatı Allah’ın boyası ile boyamaktır. Hayatın her anını Allah’ın razı olacağı arzusu ve çabası ile yaşamaktır. “Allah'ın boyası... Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz.”(22) Tevhit, Kur’an’da hak olarak tanımlanmıştır.

5-İslam

Her şeyi ile Allah’a teslim olma ve boyun eğme anlamında olan İslam, Hz.Adem(as)’ den Hz.Muhammed(sav)’e kadar gönderilen tüm peygamberlerin dinlerinin ortak adıdır. Adında olduğu gibi özünde de barışı, huzuru, adaleti, hakkı barındırır. Hak üzere, adil ve erdemli bir hayat için insanın ondan başka bir düşünceye, dünya görüşüne, felsefeye ihtiyacı yoktur.  “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'dan razı oldum…”(23)

Kur’an’da İslam hak olarak ifade edilmiştir.  “Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak(İslam) üzerindesin.”(24) “…(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı(İslamı) gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.”(25) “Ve de ki: Hak(İslam) geldi; bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkumdur.”(26)

6-Doğruluk

Doğruluk, hak ile yakın olan bir kavramdır. Bu yakınlık anlam olarak iç içe geçme, birinin diğerinin yerine kullanılması şeklinde ortaya çıkar. “«O (azap) Hak(doğru) midir?» diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o şüphesiz haktır(doğrudur) ve siz âciz bırakacak değilsiniz.”(27) “…O'nun(Allah’ın) sözü haktır(doğrudur)...”(28)

7-Adalet

Istılahi olarak “her hak sahibine hakkını vermektir” şeklinde tanımlanan adalet, Kur’an’da, hak olarak ta tanımlanmıştır. “(Muhammed:) Rabbim! (Onlar hakkında) hak(adalet) ile hükmünü ver. Bizim Rabbimiz Rahmân'dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır, dedi.”(29) “…Biz sadece Allah'a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak(adalet) ile hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”(30)

8-Vacib Olma

Kur’an’da, hakkın anlamlarından biri de vacib olma, gerekli olmadır. Kur’na’ın bir çok ayetinde bunu görmek mümkündür. “İnkâr edenlerin cehennem ehli olduklarına dair Rabbinin sözü böylece hak oldu(vacib oldu, gerçekleşti.)”(31)

9-Helal-Haram

Kur’an’ın üzerinde önemle durduğu konulardan biri helal-haram konusudur. Dağların yüklenmekten kaçındığı, insana yüklenen emanetin helal-haram olduğu söylenmiştir. “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.”(32)  Kur’an’da hakkın anlamlarından birinin de helal-haram olduğunu görmekteyiz. “O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak(helalı-haramı açıklayan olarak) indirmiş olmasıdır. (Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir.” (33)

10-Ahiret

Meydana gelmesi muhakkak olduğu için Kur’an’da el-hakka(gerçekleşecek olan..(34) olarak geçer. Herkes o gün hak ölçülerince yaptıklarının karşılığını görecektir.

11-Ecel

Vakit veya vaktin sona ermesi demektir. “Ölüm sarhoşluğu hak(ecel) ile gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.”(35)

12-Beyan

Hak, hakkı ortaya koyması, açıklaması yönüyle beyan anlamında da kullanılmıştır. “(Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. «İşte şimdi hakkı anlattın(beyan ettin, açıkladın))» dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.”(36)

13-İhtiyaç

İhtiyaç insan için zorunlu bir şeydir. Fıtri ihtiyaçlar ve arızi ihtiyaçlar şeklinde iki grupta incelenir. Kur’an’da hak ihtiyaç anlamında da kullanılmıştır. “Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.” (37)

14-Hisse ve Mal

“Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını(payını, hakkı olan malı) ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.”(İsra(17):26)

“Mallarında, isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalmışa belli bir hak(pay ve mal) tanıyanlar;”(38)

“Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak(pay) vardı.”(39)

15-Yön

Her insan ve toplumun yöneldiği bir yön vardır. Kur’an her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel yön ve yola davet eder

“Hak olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!”(40)

“Herkesin yöneldiği bir yönü(kıblesi) vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”(41)

16-Günahsız ve Suçsuz (ğayr ile kullanıldığında)

Biğayri’l hakk: haksız, suçsuz ve günahsız… “…Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak(biğayri’l hakk) peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi…(42)

“…Onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere(biğayri’l hakk) peygamberleri öldürüyorlardı…” (43)

17-Delalet(Sapkınlık) Karşıtı

Kur’an’da hak, her türlü sapma ve yanlış yolu ifade eden delaletin karşıtı olarak kullanılmıştır. “…O halde hakkın dışında delaletten(sapıklıktan) başka ne vardır. Öyleyse haktan delalete(sapıklığa) nasıl döndürülüyorsunuz.” (44)

18-Batılın Karşıtı

Hak, Kur’an ve sünnete aykırı, Allah’ın rızasını hedeflemeyen tüm anlayışları içeren batılın karşıtı olarak ta kullanılmıştır. Hak nur-aydınlık, batıl zülumat-karanlık olarak ifade edilmiştir. “… Artık onlar hak(gerçek) sahipleri olan Allah’a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları şeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuştur.” (45) “…Allah hakkın ta kendisidir...”(46) “Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık…”(47) Bu ayetlerden geçen hak kelimesi batılın karşıtı olarak kullanılmıştır.

Batıl

lugatte, boşa giden, zarar eden, ciddi olmayan, asılsız olan, doğru ve itimada şayan olmayan, herhangi bir anlam ifade etmeyen, varlığı olmayan (48) anlamında olan batıl, sözlük/terim olarak, hakkın zıddı ve herhangi sabit ilkesi olmayan şey(49), Allah için olmayan her şey, Kur’an ve sünnete aykırı olan her şey, Allah’ın yasakladığı/haram kıldığı her şeydir. Hiçbir hüküm hikmet, fayda ve maslahat içermeyen şeydir. Şeklinde tanımlanmıştır. (50)

Batıl, hakkın zıddı olduğu için, hak gibi anlam sahası geniş olan bir kavaramdır. Kur’an’da, Allah dışında kalan her şey, hakkın karşıtı, şirk, küfür ve inkâr etme, yalan, şeytan, put, amellerin iptali, zulüm, zulüm ve haksızlık ile kazanç elde etme anlamlarında kullanılmıştır.(51)

1-Allah’ın dışında Kalan Herşey

“Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, yücedir, büyüktür.”(52) Ayette açık olarak batıldan Allah dışındaki her şeyin kast edildiği anlaşılmaktadır. Müslüman arifler de “Allah haktır” dendiğinde O’nun dışındakilerin batıl olduğunu anlamamız gerekir, demişlerdir.

2-Hakkın Karşıtı Olarak batıl

“Bile bile hakkı batıl ile karıştırmayın, gerçeği gizlemeyin.”(53) “İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir.”(54) İki ayette de hak, batılın zıddı olarak kullanılmıştır. Bu kullanım Kur’an’da en yaygın olanıdır.

3-Şirk

“…Onlar hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?”(55) “…Bâtıla inanıp Allah'ı inkâr edenler (var ya), işte ziyana uğrayacaklar onlardır.”(56) Ayetlerde batıla inanma, Allah dışında inanılan, uyulan güçleri ifade eder buda açık şirktir

4-Yalan

“…Allah'ın emri gelince de hak uygulanır ve o zaman batılı seçenler (hakkı yalanlayanlar) hüsrana uğrayacaklardır.”(57)

5-Amellerin İptali

“Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı ibtal etmeyin(boşa çıkarmayın)...”(58) “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Amellerinizi ibtal etmeyin(boşa çıkarmayın).”(59) Malını gösteriş, başa kakmak, incitmek için verenler, Allah ve Resulüne itaat etmeyenler amellerini ibtal etmiş olurlar. Boşa çıkarırlar.

6-Zulüm, Zulüm ve Haksızlıkla Kazanç Elde Etme

Kur’an batıl ile zulmü kast etmiştir kimi yerlerde.. Hakkı olmadığı halde hırsızlık, hile, rüşvet, faiz, kumar, tefecilik… vb meşru olmayan yollarla başkalarının malına göz dikmek ve onu ele geçirmeye çalışmak büyük bir zulümdür. Ve zulüm hak dışı, batılı ifade eder. “Mallarınızı aranızda batıl(haksız, zalimane) sebeplerle yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hâkimlere aktarmayın.” (60) “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl(zalimane, haksız) yolla yemeyin”(61)

Hak ve batıl konusu bir makalenin sınırları içine alınamayacak kadar geniş ve farklı yönleri olan bir konudur. Hak ve batıl ile ilgili, hak ve batılın temel özelliklerini verecek şekilde Kur’an’ın bazı ayetlerini aktararak yazımızı noktalayalım.

Kur’an’da Hak ve Batıl İle İlgi Bazı Ayetlerin Değerlendirilmesi

1.“Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz.”(62)

“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.”(63)

“O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.”(64)

Hak Allah’tandır, birdir, ebedidir/daimdir, güçlüdür ve batıla karşı üstündür.

2.“Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir: Onlar mutlaka yardım bulacaklardır(zafere ulaşacaklardır). Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.” (65)

Bu askeri bir zafer değildir. Bizzat Kur’an peygamberlerin haksız yere öldürüldüklerini söylüyor. “Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı müjdele! “(66) Durum bu iken, peygamberlerin, hak taraftarlarının zaferi askeri bir zafer değildir. Peygamberler ve hak taraftarlarının asıl gayesi askeri zafer de değildir. Onların mücadeleleri, insan ve toplum hayatında hakkın yaşanılır olmasıdır. Mücadele fikridir, erdemli/adil bir yaşam ile ilgilidir, inanca dayalıdır. Buna bağlı olarak zafer de akidevidir, inanca dayalıdır.

Askeri ve ekonomik savaşların ana gayesi egemenlik ve çıkardır. Tarihi süreç içerisinde insanların, peygamberlerin ve hak taraftarlarının çağrıları karşısındaki tutumları, fikir ve akide/inanç savaşlarının/mücadelelerinin askeri/ekonomik savaşlardan daha değerli ve önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Hz.Hüseyin(r.a)’ın, Yezid’le savaşına baktığımızda askeri anlamda Hz.Hüseyn(ra)’in yenildiğinden söz edebiliriz. Hz.Hüseyin(ra) cephesinden baktığımızda bu savaş askeri değildir. Bu, Hüseyin b. Ali'nin kardeşi Muhammed b. Hanefiye'ye vasiyetidir. Hüseyin şehadet ediyor ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed (sav) O’nun kulu ve elçisidir; hakkı (İslâm’ı), Hak (Allah) tarafından getirmiştir. Cennet ve cehennem haktır ve kıyamet günü vuku bulacaktır. Onun vuku bulmasında hiçbir şüphe yoktur ve Allah, kabirlerdekileri diriltecektir. Ben azgınlık etmek, makam, fesat ve zulüm yapmak için -Medine’den- çıkmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak, ceddim Resulullah (sav) ve babam Ali b. Ebu Talib’in gidişatı üzere hareket etmek için kıyam ettim. Öyleyse her kim hakkı kabulle beni kabul edecek olsa, şüphesiz ki Allah hakka daha evladır; kim de bunu bana geri çevirecek olsa, Allah benimle bu kavim arasında hakla hükmedene kadar sabrederim. O’dur hükmedenlerin en hayırlısı. Kardeşim! İşte bu, benim sana olan vasiyetimdir. Başarım ancak Allah’tandır; O’na tevekkül ediyorum ve dönüşüm de O’nadır.” (67) Özelde kardeşine genelde tüm ümmete vasiyetine baktığımızda Hz.Hüseyin(ra)’ın savaşı, gayesi askeri değildir. Fikri, akidevi, inanca dayalı bir savaştır. Islah ve inşayı gaye edinir. Hakkın ve adaletin ikamesi ve icrası amacına matuftur. Sonuçları da askeri olmayacaktır. Hz.Hüseyin(ra)’ın örnekliğinde bu mücadele günümüze kadar devam etmiştir. Etmektedir. Hz.Hüseyin(ra), zihin ve kalplerde hakkın temsilcisi olarak, rahmetle sevgiyle yad edilmektedir. Asıl zafer de budur. Yezid’in iktidar savaşı ise daha o gün mağlup oldu. Yezid’in oğlu Muaviye’nin (Muaviye b. Yezid), babası hakında söyledikleri bu hakikati aşikar etmektedir. “Babama gelince… bize işlerin en ağır geleni, onun yattığı yeri bilmemizdir. Onun vardığı yer ne kötü bir yerdir. Çünkü O, Allah Resulünün çocuklarını katletti. Haramı mubah kıldı ve Kabe’yi tahrip etti. Ben onların zulmünü taşıyacak değilim…” (68)   

3.“O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü/kiri yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük/kir olur. İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük/kir atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.” (69)

“İşte Allah böyle misaller getirir.” Allah’ın verdiği bu misaller üzerinde düşünmek gerekir. Hak ve batıl ile ilgili verilen bu misalden nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Alimler bu misalden; hakkın asıl oluşu ve hakka bağlı olarak batılın ortaya çıkışı, batılın asalak oluşu ve hakkın istiklali, batılın zahiri başarısı ve hakkın nihai zaferi, gibi başlıklar altında işlenebilecek sonuçlar çıkarmışlardır.(70)

“O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü.” Su konusunda bilgisiz biri veya suyun hallerini bilmeyen bir çocuk sudan habersiz, hareket eden şeyin suyun üzerindeki köpük/ kir olduğunu zanneder. Köpüğü/kiri asıl olduğunu düşünür. Hâlbuki asıl var olan, hareket eden sudur, köpüğün varlığı suyun varlığına ve hareketine bağlıdır. İşte batıl böyledir. Hakkın üstünü örterek varlığını ortaya koymaya çalışır. Meselelere yüzeysel bakılınca batıl asıl algılanır. Toplumsal hayatta da durum böyledir. Dışarıdan bakan, toplumu tanımayan, toplumdaki yaygın ve derinlikli hali bilmeyenler topluma batılın egemen olduğunu düşünürler. Hâlbuki toplumun derinliğine bakıldığında hakikatin böyle olmadığı görülür. Yezidin iktidarında toplumun tamamını Yezid gibi, topluma egemen anlayışın Yezidin anlayışı olduğunu söyleyebilir miyiz? Asla… Eğer böyle olsaydı bugün iki milyara yakın Müslüman bir toplumdan, hak üzere İslam’ın hayat bahşeden ilkeleri etrafında değerler mücadelesi veren İslami mücadelelerden söz edemezdik.

“…Bu sel, üste çıkan bir köpüğü/kiri yüklenip götürdü...” Batıl hakkın asalağı olarak ortaya çıkıyor. Ve haktan besleniyor, hakkın gücü ile hareket ediyor. Batıl insan bedenindeki asalak gibi insanın kanını emiyor kendisi güçlenirken, bazen insanın hasta, yorgun ve halsiz düşmesine sebep olabiliyor. Görüldüğü gibi batıl hakkın gücünden yararlanıyor. Örneğin doğruluk hakk, yalancılık batıldır. Ancak doğruluk olmazsa, yalan yaşayamaz. Doğruluk değerli ve itibarlı olduğu içindir ki yalan doğruluk adına hareket ederek batıllığını sürdürebiliyor, muhatabı kandırabiliyor.

Bugün yeryüzünde sürdürülen emperyalist, sömürü politikaları, hak ve özgürlükler adına yapılıyor. Halkların birliğini hileyle, fitneyle bozarak,  sömüren sömürgeci, zalim güçler, hak ve özgürlüğün, hakka dayalı gücünden faydalanıyor. Bu güçlerin hiçbiri kendilerini zalim ve sömürgeci olarak tanıtmazlar. Zulmetmek, ülkelerin zenginlik kaynakların çalmak, talan etmek istediklerini söylemezler. Tersine devamlı dünya barışından, özgürlükten, insan haklarından dem vurur, bu değerlerin savunucuları olduklarını iddia ederler. Çünkü toplumda var olan, itibar gören değer barış, hak, adalet insan hakları ve özgülüktür. Buda bireyin ve toplumun ruhuna sinenin hak olduğunu, batılın itibarî bir varlık ve güce sahip olduğunu, dünyevi bütün cazibesine rağmen köklü bir şekilde toplumda yer edinmeyeceğini göstermektedir.

Batıl, hakkın gücüne dayanarak, hakkın asalağı olarak yaşıyor. Haliyle zahiri bir galibiyet ve başarıya sahip oluyor. Asıl olan hakkın varlığıdır. Hak devamlıdır, ebedidir, batıl ise asıl bir varlığa sahip olmadığından çözülüp yok olacaktır. Hak, zaman zaman batıl tarafından örtülüp, ortada yokmuş gibi bir izlenim uyandırılmaya çalışılsa bile, mutlaka ortaya çıkacak gücünü gösterecek ve batıl, hakkın varlığının ortaya çıkmasıyla yok olacaktır.

“Ve de ki: Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur.”

 

 

 
  

 

 

  1. Enfal(8):29
  2. M Mutahhari, Hak-Batıl, sh:13, Sena Basım, Yayın ve Organizasyon
  3. Mülk(67):3
  4. Taha(20):50
  5. Murtaza Mutahhari, Hak-Batıl, sh:15, Sena Basım,Yayın ve Organizasyon
  6. Bertrand Russell, Sorgulayan Denemler, sh:43-53, Tübitak
  7. Bakara(2):30
  8. Hicr(15):26, 29
  9. Hud(11):61
  10. Rağıb el-Isfahani, Müfredat, c:1, sh:327, çıra yayınları
  11. Abdulcelil Candan, Dr., Kur’an’da Hak-Batıl Mücadelesi, sh:22, 2 Kaynak Yayıncılık
  12. age, sh:22
  13. age, sh:23
  14. Rağıb el-Isfahani, Müfredat, c:1, sh:327-330, çıra yayınları
  15. Mukatil b.Süleyman, Kur’an Terimleri Sözlüğü, sh:223-228, işaret yayınları Abdulcelil Candan, Dr., Kur’an’da Hak-Batıl Mücadelesi, sh:25, 2 Kaynak Yayıncılık
  16. Yunus(10):32
  17. Hacc(22):62
  18. İsra(17):105
  19. Zuhruf(43):30
  20. En’am(6):5
  21. Bakara(2):109
  22. Bakara(2):138
  23. Maide(5):3
  24. Neml(27):79
  25. Enfal(8):8
  26. İsra(17):81
  27. Yunus(10):53
  28. En’am(6):73
  29. Enbiya(21):112
  30. Araf(7):89
  31. Mü’min(40):5
  32. Ahzab(33):72
  33. Bakara(2):176
  34. Hakka(69):1
  35. Kaf(50):19
  36. As
  37. Hud(11):79
  38. Mearıc(70):24-25
  39. Zariyat(51):19
  40. Bakara(2):147
  41. Bakara(2):148
  42. Bakara(2):61
  43. Al-i İmran(3):112
  44. Yunus(10):32
  45. Yunus(11):30
  46. Hacc(22):6
  47. Hicr(14):85
  48. Abdulcelil Candan, Dr., Kur’an’da Hak-Batıl Mücadelesi, sh:131-132, 2 Kaynak Yayıncılık
  49. Rağıb el-Isfahani, Müfredat, c:1, sh:146, çıra yayınları
  50. Abdulcelil Candan, Dr., Kur’an’da Hak-Batıl Mücadelesi, sh:132, 2 Kaynak Yayıncılık
  51. Mukatil b.Süleyman, Kur’an Terimleri Sözlüğü, sh:358-359, işaret yayınları, Abdulcelil Candan, Dr., Kur’an’da Hak-Batıl Mücadelesi, sh:132, 2 Kaynak Yayıncılık
  52. Hacc(22):62
  53. Bakar(2):42
  54. R’âd(13):17
  55. Nahl(16):72)
  56. Ankebut(29):52
  57. Mü’min(40):78
  58. Bakara(2):264
  59. Muhammed(47):33
  60. Bakara(2):188
  61. Nisa(4):29
  62. Kasas(28):88
  63. Rahman(55):27
  64. Tevbe(9):33
  65. Saffat():171-173
  66. Ali İmran(3):21
  67. Murtaza Mutahhari, Kerbela ve İmam Hüseyin, Sh:73, 74, 138, Kalem yayınevi
  68. Mustafa İslamoğlu, İmamlar ve Sultanlar, sh:90, Denge Yayınlar
  69. Ra’d(13):17
  70. M.Ali es-Sabuni, Safvetü’t Tefâsîr, C:3,Sh:220-221, Ensar neşriyat(Yeni Şafak, ),  M Mutahhari, Hak-Batıl, sh:15, Sena Basım,Yayın ve Organizasyon

ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 8

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Öze Dönüş | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Van Öze Dönüş Der Tlf: 432 212 10 18 | Haber Scripti: CM Bilişim