Bir önceki yazımızda 2011 yılına ait Merkezi yönetim verilerini esas alarak toplanan 122.000 Milyon TL verginin yaklaşık 79.245 Milyon TL’sinin yani % 65’inin dolaylı vergiler olduğunu belirtmiştik. Yani bu büyük orandaki vergi zengin fakir ayrımı yapılmadan; mali güç, ödeme dengesi ve adalet gözetilmeden toplanmıştır.
Geriye kalan % 35’te de durum hiç iç açıcı değil. 23.172 Milyon TL Gelir Vergisinin 20.765 Milyon TL si Gelir Vergisi tevkifatı denilen asgari ücretli, memur ve işçi gibi çoğunluğu dar gelirli olan vatandaşlardan, daha kaynağındayken peşin olarak tahsil edilen vergidir maalesef. Brüt ücreti 886,50 TL olan asgari ücretliyi % 15 Gelir Vergisine tabi tutarak 113,03 TL vergi almak ne sosyal devletle bağdaşır ne de insafla. Asgari ücretli direk vergiden muaf tutulmalı, ücretleri de insanca yaşama uygun bir düzeye çıkarılmalıdır.
Şirketlerden (Kurumlar vergisi kapsamındaki tüm tüzel kişilikler anlamında) alınan Kurumlar vergisi rakamının toplamı sadece 13.867 Milyon TL’dir. Türkiye’nin bütün Kurumlar Vergisi geliri toplamı, ücretlilerin ödediği vergiden az çıkıyor bu tabloya göre.
Şirketlerde artan oranlı bir vergilendirme rejimi yoktur. Kurumlar vergisinin geçmişine baktığımızda % 46’lık bir oranla başlayıp şirket yapılarına göre zamanla % 30’lara kadar değişen oranlarda uygulanmıştır. Son dokuz yıllık oranlara baktığımızda ise şöyle bir tablo çıkar karşımıza.
2003
% 30
2004
% 33
2005
% 30
2006
% 20
2007
% 20
2008
% 20
2009
% 20
2010
% 20
2011
% 20
Şirketlere neden artan oranlı bir vergi rejimi uygulanmadığını anlayabilmiş değilim. Artan karla beraber alınan vergi oranının artması adalet prensibine daha uygundur, sıradan bir Limited Şirketinin Tüpraş, Telekom, Kuveyt Türk, Akbank gibi dev kurumlarla aynı oranda yani % 20 Kurumlar Vergisi ödemesi fazlasıyla tuhaf görünüyor.
Türkiye Vergi sisteminin önemli eksiklerinden biride neredeyse hiç servet vergisi olmamasıdır. Ele aldığımız dönem içinde Mülkiyet üzerinden alınan vergiler toplamı 3.154 Milyon TL’dir ki bununda 3.015 Milyon TL’si Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) olduğundan ve kanımca MTV mülkiyet (servet) vergisi sayılamayacağından geriye mülkiyet vergisi diye bir şey kalmıyor.
İslam’da uygulanan zekatı andıran servet vergisi uygulamasının dünyadaki örneklerine baktığımızda genelde % 2,5 ile 5 arası bir oranda seyretmektedir. Böylece servetin aşırı birikimine bir nebze engel olunurken sosyal devlet olmanın gereği olan uygulamalar içinde kaynak bulunabilmektedir. Yine zengin ve fakir arasındaki uçurumunda kapanmasına olumlu etkisi olacaktır. Kur’an’da herhangi bir oranı belirlenmemiş olan zekat elde bulunan mülkiyete göre % 2,5 ile % 30 arası uygulama alanı bulmuştur. Bugünün devlet yapılanmalarında özellikle sosyal güvenlik ve bütçe açıkları için böyle bir ekonomik mekanizma çok gereklidir. Uygulanacak oran, içinde bulunulan duruma göre yıllıkta belirlenebilir.
Van depreminde Fransa’dan uluslar arası yardım getiren aslen Türkiyeli bir mali müşavirle Fransa vergi sistemini konuştuğumuzda; sosyal güvenlik ve bütçe açıkları söz konusu olduğunda direk olarak şirketlerden ek vergiler alınarak bu açığın kapatılmaya çalışıldığını dile getirmişti.
Bizde ise uygulama tam tersi, sosyal güvenlik alanında gittikçe dar ve normal gelirli sınıftaki insanların aleyhine düzenlemeler söz konusu oluyor. Mezarda emeklilik, düşük emekli maaşları, şahıstan kesilen prim oranlarının arttırılması, sağlık giderlerinde ilaç ve hastane katılım payları gibi ek maliyetlerin çıkarılması, özel hastanelerde gittikçe artan oranda hasta katılım payı alınması gibi bir çok olumsuz örnek… Bütçe açıklarına rağmen savaş için yapılan harcamalardan ise vazgeçilmez asla!
Anlayacağımız bizim sistemimiz hiç zenginden vergi almak, bütçe ve sosyal güvenlik açıklarını onlara finanse ettirmek derdinde değil. Bunda en önemli etken sistemi yürütenlerin (gerek siyasiler gerekse bürokrasi v.b. organlar) bu zengin sınıfı içinde olmaları ya da onlarla ciddi iş birliği içinde olmalarıdır. Dar gelirliyi düşünme gibi bir dertleri yoktur, çoğu zaman göstermelik düzenlemeler ve basit haklarla olayı siyaseten idare etmeye çalışırlar.
Çok siyasi bir toplumuz, taleplerimiz ve siyasilerin bize vaatleri genelde siyasidir, ekonomik taleplerimiz onların gölgesinde kalabiliyor. Mesela İslamcı çizgideki siyasetçiler bize başörtüsü sorununu çözecekleri vaadinde bulunurlar ama zekatın bugüne yansıması olacak bir servet vergisi ya da Kur’an’ın uygun görmediği serveti hırsla yığma arzusuna karşı bir çözüm önermez ve getirmezler.
İster siyasi ister ekonomik veya başka alanlardaki hak ve talepleri, toplum direnerek elde edeceği zaman ise bu hakları vermemek için suni tartışmalar ve gündemler oluşturarak toplumu manipüle etme yoluna giderler. Özellikle de dini hassasiyetler kullanılır.
Toplum sınıflarını birbirine düşürmede ve böylece iktidarlara karşı birleşmelerini önlemekte de iyidirler. Mesela bugünlerde memur zamları gündeme geldiğinde bütçeye yük olacağı, kapatılamayacak açıklara sebep olacağı, Yunanistan’a dönüşeceğimiz dile getirilerek asgari ücretlilere bakmaları, onlara göre baya yüksek gelirleri olduğu dile getirilmektedir.
Söz konusu zenginler hakkında bir düzenleme olsa (teşvik v.b.) böyle bir hesap yapmaz ve bütçe açıklarını dolaylı vergilerle halkın sırtına yüklerler. Memurun maaşı asgari ücretlinin iki katı ise millet vekillerininki kaç katıdır peki? Karşılaştırma yapılırken neden kendilerinden daha düşük düzeyde gelirleri olanlara bakılması istenmektedir. Madem asgari ücretlileri o kadar düşünüyorlar hadi getirsinler de asgari ücretliye memur kadar maaş belirlesinler ve memura da hiç zam vermesinler. Ben inanıyorum ki memurlar bunu kabul edeceklerdir.
Acaba sistemi idare edenler buna yanaşırlar mı?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.