Bugünlerde Van’daki İslami kesimden bazı yazarların başlattığı İslamcıların toplumla ilişkileri, yerellik, sorunlara çözüm üretme konularındaki tartışmaya bir katkı bulunmak amacıyla ben de birkaç söz söylemek isterim. Belki başlatılan bu özeleştirel süreç dirilmeye ve topluma açılmaya, onların derdi ile dertlenmeye ve birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaya vesile olur…
İslami camiaların (konumuz daha çok tevhidi ya da eski deyimle ‘radikal’ çevreler üzerinedir) ne gibi sorunları var, topluma nüfus etmede yaşanan sıkıntılar nelerdir? Önce buna yönelik tespitler yapmak gerekir; Kürt sorununda, ekonomik refahın paylaşılma(ma)sı sorununda, dini eğitim ve başörtüsü sorunu, genel olarak ülkedeki ‘eğitim’ felaketi, azınlık gruplarının sıkıntıları v.b. konularda camiaların yaklaşımı nedir?
İslami camialar düşünce dünyaları, fikir üretme, zihin oluşturma bağlamında dışarıdan beslemedirler. Mısır, İran, Pakistan v.b. ülkelerdeki alim ve düşünürlerin fikirleri ve eserleri İslami camiaların beslendikleri kaynaklar olmuşlardır. İçerden yetişen sınırlı sayıdaki alim bu piyasadan az pay alabilmiştir. Hele hele konu Kürt alim ve düşünürler olunca pazar daha da bir kesatlaşıyor.
Bunun sonucunda kendi sosyolojilerinden uzak kalmışlardır, tartıştıkları toplumsal sorunlar farklı olmuştur. Kahramanları çoğunlukla dışarıdaki toplumların kahramanları olmuştur, kendi kahramanlarını ortaya çıkarıp ön plana taşıyamamıştır. Hatırlıyorum da Seyyid Kutub okurken ne kadar isterdim Kemalizm eleştirisinden ve Kürt sorunundan söz eden bir kahraman olmasını. (Belki de Seyyid Kutub’tan bunu isteme hakkım olamazdı, sonuçta onlar kendi zalim ve diktatörleri ile uğraşıyorlardı…)
Yerelleşememe ve halka nüfus edememe sorunu yaşanan önemli sorunlardan bir tanesidir. 90’lı yıllardaki kitleselleşme girişimini saymazsak İslami camia halkta geniş bir tabana yayılamamıştır. Yerel sorunlar hep ikinci veya daha ötesi planda kalmışlardır. Esasında öyle planlı ve programlı bir şekilde halka gitmek ve kitleselleşmekte hedefleniyor gibi görünmüyor. Yani böyle dert de yok sanki. Tam tersine; bir minnetsizlik, umursamazlık, kendi dar kalıplarına sıkışmışlık durumu yaşanıyor.
Mesela Kürt toplumunda önemli bir sorun olan Kürt Statü Sorununa İslami camia hakkıyla eğilmemiştir ve maalesef hala eğilemiyor. Bildiğiniz üzere Güney Kürdistan’da yapılacak ve tarihi öneme haiz olan Kürt Ulusal Kongresi katılımcılarına baktığımızda Kuzeyden Tevgera Îslamiya Gel ve Azadi İnsiyatifi dışında İslamcı olarak katılımcı bulunmamaktadır. Bir halkın kaderinde önemli bir rol oynayacak bir konuda, ülkenin en büyük kanayan yarasında çözüm saflarında neredeyse İslami camianın esamesi okunmuyor. Yazık ki çoğu zaman tersi istikamette yer alarak çözüm karşıtı ve zalimin (devletin) saflarında veya o çemberde bir pozisyon takınmıştır.
Neden İslami camianın bu konuda sunduğu bir projesi olmamıştır acaba? Neden hep gündemlerinde Filistin, Çeçenistan, Afganistan –şu an ki gibi- Suriye, Mısır v.b ülkeler ve o halkların sorunu oluyor da kendi halklarının sorunu ana gündemleri olmamıştır? Bu konuda bir çok soru sorulabilir ama önceki yazılarımda buna değindiğim ve farklı kişiler tarafından bu sorun dile getirildiği için biz diğer alanlarda örneklemeye devam edelim.
Ülkemizde ekonomik refah tabana hakkıyla yansımamaktadır. Vergi yükü çoğunlukla tabandadır. Asgari ücretli sayısı çoktur ve aldıkları ücret ne Müslümanlık ne de insanlık onuruna yakışmamaktadır. Zenginlere yönelik bir servet vergisi olmaması, vergi kaçırmalarının önlenmemesi, iktidarların kendi zenginlerini yaratma peşinde koşmaları sebebiyle mal ve zenginlik belli ellerde yoğunlaşmakta ve zenginliklerine zenginlik katmaktadırlar. Bu ister İslamcı olsun ister olmasın genel olarak zenginlerde ortaya çıkan bir durumdur.
Zekata benzer ve yakın bir oranda servet vergisini kapsayan bir vergi sistemi ve diğer gerekli müdahalelerle ekonomik refahın adil bir şekilde paylaşıldığı bir sistem İslami camiada dile getirilmesi gereken bir toplumsal talep olmalıydı!
Dinin devlet tarafından kullanılmasını engellemek adına Diyanetin özerkleştirilmesi neredeyse artık İslami camianın gündeminden çıkmıştır. Oysa değişen bir şey yok; geçmişte laik iktidarlar şimdi ise ‘İslamcı’ iktidar dini sonuna kadar kullanıyor Diyanet sayesinde.
Yine dini eğitim kurumlarının (Medrese) yeniden çağdaş bir formatta eğitime başlaması için tevhid-i tedrisat kanununun kaldırılması yönünde girişimler neden yoktur? Medreseler daha ne zamana kadar yasaklı olacak? İslami camianın üzerinde çok durduğu ve belki de varlık sebebi haline getirdiği başörtüsü sorunu 11 yıldır hala tam anlamıyla serbest edilmemiştir. İslamcılar imza kampanyaları ile 10 milyon imza toplayıp oy verdikleri iktidardan yasaklara son vermesini istiyorlar. Yahu zaten iktidar sizin değil mi? İnsan muhaliflerine karşı imza toplar ve taleplerini dayatmaya çalışır!
Ülkenin en temel sorunlarından biri olan ve her gün daha da kötüye giden eğitim sistemi ile ilgili ne sözlü ne de eylemsel bir karşı duruş yok ciddi anlamda… Hükümet ‘YÖK’te devrim gibi değişiklikler’ diye göz boyayıcı birkaç yasal değişiklik yaptı ve genel olarak YÖK aynı kaldı ama itiraz yükselmedi, sınav sisteminde her yıl yeni bir şey çıkarıyor; çıt yok. Eğitimi 3 e bölüyor 4 ile topluyor ama ‘yamalı torbayı kenara at, işe esastan gir’ diyen yok…
Tabi kendi asıl meselelerini bilinçlice savunup gündeme taşıyarak tez (hatta anti tez bile) olamayanlardan erdem gösterip; kendi dışındaki (azınlık grupları, aleviler, demokratik-sol çevreler v.b) için hak ve özgürlük talebinde bulunmasını beklemek daha da bir güçleşir…
Belki daha bir çok alanda bunun gibi toplumsal sorunların ele alınmayışını, sorunlara çözüm getirerek veya gündem ederek halka ulaşmaya çalışmayışını eleştiri konusu edebiliriz. Toplumda önemli sorunlar olan madde bağımlılığı, alkol, kumar, fuhuş, tefecilik, emek sömürüsü gibi sorunlara yönelik çalışma yapılması şarttır. Bir dokun bin ah işit cinsinden bir vaziyet anlayacağınız.
Aşırı politik olan İslami anlayışın; hayatın farklı (bütün) alanlarını dengeli bir şekilde ele alan bir anlayışla önem ve aciliyetlerine göre sorunlara el atan bir anlayışa evrilmesi gerekir.
Bundan sonraki yazımızda inşallah somut çözüm önerileri üzerine konuşacağız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.