Abdurrahim Orhan

Abdurrahim Orhan

ALLAH-KUTLU TOPLUM-KUTLU ELÇİ

Acaba yaşamı anlamlı kılacak en önemli şey nedir, ne olmalıdır? Hayatın merkezine neyi yerleştirirsek en isabetli tercihi yapmış oluruz? Yaşam felsefesinin temel direği, değerlerin de değeri ve kalbin onunla çarptığı tılsım ne ola? Kuşkusuz cevap: ALLAH !
Merkezinde Allah azze ve celle olan toplumdan daha mübarek bir toplum olamaz ve yine bir toplum için Allah’ı merkez edinmekten daha kutlu bir eylem olamaz. Başka hiçbir şey ve hiçbir değer Allah kadar bir topluma renk veremez, değer katamaz, ulvi kılamaz!

“Allah’ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah’tan daha güzel rengi kim verebilir?…”

Allah kimdir? Bu soruyu ondan daha doğru cevaplayacak hatta belki cevaplayacak yoktur kanımca;
“Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, diridir, kaimdir. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.) O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.“ (Bakara-255)
Allah bir iman meselesidir kuşkusuz. Onu gösteren, insanı ona götüren milyonlarca kanıt ve gösterge neredeyse onun varlığını somut bir şekilde gösterecektir, ama görmek istemeyen yinede göremeyebilir. Kalpleri katılaştığı (esnek ve sorgulayıcı olmadığı) için algılamazlar, hissetmezler ve inanmazlar.
Ama kutlu birey O’nu düşünmeden edemez, Allah’ın varlığını iliklerine kadar hisseder. Kendine güvenip şüpheci bir yaklaşımla O’nun varlığını sorguladığı anda bile hemen uçsuz bucaksız, muhteşem olan büyük kainat ve küçük kainattan (insandan) harikulade deliller gözünde canlanır, zihninde ve kalbinde tatmin yaratır. Mikro ve makro alem O’nu haykırır adeta…
“Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah’ın varlığının nice delilleri vardır; görmez misiniz?” (Zariyat suresi, 20-21)
Allah’a iman etmiş ve kalbi O’nun zikri ile mutmain olmuş kutlu birey bir nurdur insanlığın içinde. Sürekli parıldar, etrafına ışık saçar, hayat verir. Çünkü varlığın (Allah) ve yokluğun (O’nun dışında her şey) sırrını çözmüştür. Allah’tan geldiğini ve yine O’na döneceğini bilir. Müşahade ettiği, tattığı ve faydalandığı nimetler ile göremediklerinin hepsini kendisine Allah’ın sunduğunu anlar. Adeta Allah’ın insanlara nimet vermek için bahane aradığını hisseder, borç sermaye verdiği halde alacağını almayıp aksine birkaç kat daha sermaye hediye eden bir alacaklı ile borçlu misali…
“Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah’a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah’tır. Sadece O’na döndürüleceksiniz.”

Peki ama biz Allah’a inandığımız halde neden gelişmiş, müreffeh, aydın, okuyan, bilen, anlayan ve kutlu bir toplum değiliz diye sorabiliriz kendimize? Bu sorudaki iki kelime yani Allah ve inanmak kelimeleri üzerinden tartışırsak; ya bizim tanıdığımız ve inandığımız (kendi) Allah tasavvurumuzda bir sorun var, ya da inancımızda (imanda) bir sorun (eksiklik, zayıflık) var. Belki de ikisi…

“Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.”(Cuma-1) Acaba biz ne kadar Allah’ı tesbih ediyor ve kainat korosuna eşlik ediyoruz?

“Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü’minlere Allah yeter” diyor ayet, acaba biz o derecede inanç ve güven içinde miyiz? Yoksa geçici dünya nimetleri, çıkarlarımız, her an elimizden çıkabilecek servetimiz gibi güvenceler mi bize yetiyor?
“İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir.” , “O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir.” mealindeki onlarca ayete rağmen; haksız yere cana kıydıran, başkalarına zulüm etmeye sevkeden, yeryüzünde üstünlük taslatan, ırkçılık yaptıran, yalan söyleten, haram peşinde koşturan, zina işleten, hırsızlık yaptıran, riba yediren, inanan kardeşine kin ve nefret ettiren, gıybetini ve dedikodusunu yaptıran bir anlayış ne kadar inanmak kavramını karşılar?
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah’ın her şeye gücü yeter.”, “Oysa sizin mevlanız Allah’tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.” taahhütlerine rağmen hala eziklik ve zayıflık hisseden, kendini güçlü hissetmeyen, kabuğunu kıramayan bir toplum nasıl “Allah’ın izniyle çok sayıdaki toplulukları yenen nice az sayıdaki topluluklardan biri olabilecek?
“Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir” diyor Allah? Eğer sabrımız az ve namazımız bize ağır geliyorsa, kalbimizde ve dilimizde duamız yoksa ne kıymetimiz olacak ki?
Eğer Allah’ın koyduğu sünnetullahı anlamayıp, okuyan, öğrenen, keşfeden, çalışan, üreten, tekamül eden, bir günü diğerinden daha verimli geçen bir toplum değilsek nasıl çağdaş ve kutlu, güçlü ve zengin olmayı bekleriz. Oysa izzet ve şeref Alim ve Kadir olan Allah’ta ve koyduğu kanunlardadır; aksi durumda ise zillet ve sefalet vardır!
“Allah’ın korkusuyla taşlar bile yukarıdan aşağıya yuvarlanırken” bizim korku, saygı ve sevgimiz bizi harekete geçirmiyorsa, bir saniyemizin bile Allah’ın yolundan uzak, hayır faaliyetlerinden mahrum ve boş olarak geçmemesi gerektiğini idrak ettirmiyorsa bize; nasıl Allah’ın bizim dostumuz ve yardımcımız olmasını, bizi kurtuluşa eren, insanlık için hayırlı bir ümmet eylemesini ve bizi karanlıklardan aydınlığa kavuşturmasını bekleyebiliriz? “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.”(3-102)
Allah ve O’nunla olması gereken münasebet üzerine kütüphaneler dolusu kitap yazılabilir ama özetlememiz gerekirse Allah’ın kendisini bize tanıttığı gibi O’nu tanımak, O’na dayanıp güvenmek, hayatının merkezine O’nu yerleştirmek, O’nun rızası ve sevgisi için çabalamak ve bunu en üstün gaye bilmek gerekir.

Ahiretin, Kuran-ı Kerim ve peygamberin yanı sıra diğer bazı hususların kutlu birey ve kutlu toplum için önem ve anlamına değinmeye sonra devam edeceğiz inşallah.

De ki: O, Allah birdir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahim Orhan Arşivi

MUMÎN, BAWERMEND

11/04/2015 21:08

İlim ve Hikmet Şehri

26/06/2014 00:21

DUA

25/05/2014 00:20