Erdal Açıkyol

Erdal Açıkyol

EĞİTİMSİZ ÖĞRETİM

 

 Eğitim, bireyin doğumundan başlayıp ölümüne kadar devam eden bir olgu olmasına karşın, öğretim okul sürecini kapsayan bir zaman dilimine sahiptir. Bu durum öğretimin eğitime oranla insan yaşamının sınırlı bir dönemine hitap ettiğini gösterir.

Kişilere var olanların bilgisini kazandırma faaliyeti olan öğretim, ilköğretim, lise, üniversite, dershane ve kurslara kadar öğrencinin bilgi ve beceri seviyesine ulaşmasını sağlamak için kullanılır. Genellikle okul adı verilen mekânda verilmeye çalışılan bilgi ve beceriler sayısal ve sözel olmak üzere iki kısma ayrılır. Daha altı yaşındayken bilişsel yeterlilikle donatılmaya çalışılan öğrenci, gençliğinin son demlerine kadar bu tür zihinsel etkinliklerle karşı karşıya kalır. Akli yetilerin işlevsel hale geldiği öğretim ortamında, hal ve hareketler bütünü olarak tanımlanabilecek davranış modunda bozuklukların etkinliğini koruması ise, eğitimsiz bir öğretimin varlığına işarettir. İhya edici düzeneklerin ısrarla göz ardı edilmesi sonucu, her türlü etik dışı davranış öğrencinin gözünde normalmiş gibi hissedilerek yaşamının ayrılmaz bir parçası şekline dönüşür. Okul süresince edinmiş olduğu negatif yöndeki tutum ileriki yaşantısına da etki ederek var oluşunu biçimlendirir. Bu biçimlendiriş, bir sistem sorunu olduğu için herhangi bir mekânla kısıtlanamayacak kadar ülke sathına yayılan geniş ölçekli tipik bir olgudur.

 

Eğitim; politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları olan çok yönlü ve karmaşık bir kavramdır. Hayatın her safhasında edinilmiş tecrübelerin birlikteliliği sonucu kişiyi hayata hazırlayıp onun toplumla uyumlu bir biçimde yaşamasını sağlamaya dönük olduğundan da, gerçekçi ve işe yarar özelliklere sahiptir. Kişinin siyasi bir duruş sergilemesi, kültürel unsurlara ilgi duyması, çevresiyle ilişkilerinde güven uyandırması, genel-geçer ahlaki kaidelere riayet etmesi gibi vasıflara haiz olması eğitimin temel amaçları arasında kabul edilebilir. Öğretimde ise bu tür durumlar göz ardı edilip maddesel kip yaşamın esas koşulu haline getirilir. Ders çalışma, sınava girme, sınıfı geçme gibi fiiller sürekli olarak tekrarlanmakta ve bu tekrarlınım sonucunda nihai hedef olarak gösterilen işe girme edimi öğretim sürecinin meşguliyet alanını gösterir. Eğitimin dışarsandığı böyle bir süreç, bireyleri sosyal hayatın karakterini ve doğasını tahlil edememe gibi talihsiz bir mecraya doğru sürükler. Meselelere dair doğru ve gerçekçi bilgilerin yanlış olanlarından ayırt edilememesi sonucunda kişi, hatalarla dolu geçecek ömrünün pişmanlıklarla bezenmesine yol açar.

Öğrencinin yorum gücünün gelişmesinde eğitim başat rol oynar. Öğretimin yapıldığı yerlerde ortaya konulan tezlere karşı olumlu ya da olumsuz yorumlar ileri sürülemiyorsa orada eğitimin olmadığı bir öğretim söz konusudur. Elbette, burada öğretim eylemini gerçekleştiren öğretenlere fonksiyonel bazda büyük bir iş düşmektedir. Sürekli olarak dinleyen ve söylenenleri kayıtsız şartsız kabul eden pasif alıcıları harekete geçirip dingin olmalarını sağlamada uygulanacak farklı metodlar, eğitimli bir öğretimin meydana gelmesini sağlayacaktır. Fakat bunun gerçekleşmesi için ilk aşamadan itibaren sağlam bir zeminin oluşturulması gerekir. Daha ilkokul aşamasındayken öğrencinin kendini gerçekleştirmesini sağlamak için, güncel mevzulara karşı nötr olan tavrını kamçılayarak bu konulara sempati ile yaklaşması sağlanmalıdır. Ayrıca öğrencinin çok girift meselelerde bile konuşmaya kalkışması durumunda ona müdahale edilmemeli, bilakis söyledikleri çok saçma ve sıradan bile olsa, olumlu pekiştireçlerle teşvik edilmelidir. Bununla beraber, hayatsız bir hayat oluşturmaya çalışan can sıkıcı müfredatın dışına çıkılarak, hayatvari konularda soğuk duş etkisi yaratacak estetikle süslenmiş keskin cümlelerle sükûtun hakimiyetinde bir havanın oluşturulması gerekir. Bunun sonucunda rahatı kaçacak olan öğrencide derin bir araştırma tutkusu uyanacak ve bilinmezlikler içerisinde bilinebilirliğe doğru şevkle yol alacaktır. Ondaki bu değişiklik süreç içerisinde çevresine de sirayet edecek; böylece pozitif yönde bir birey-toplum ilişkisi vücuda gelecektir.

Eğitim toplum genelindeki mevcut halden daha iyi bir hale geçme hedefiyle hareket eder. Sosyal yapının en küçük birimi olan aile ocağı, bu değişimin ilk ayağı olduğu için, etkisi sonraki yaşantılara oranla çok daha kalıcı özelliktedir. Ayrıca ilk verilen eğitimin çocuğun boş zihninde mutlak doğru biçiminde kurgulanması, aile kurumunun ne kadar etkili olabileceğine dair bir işarettir. Bu ortamın başat aktörleri olan ebeveynlerin çocuğun yapıp ettiklerine gösterecekleri tepkilerin dozu ise, karakter şekillenmesinde belirleyici olma işlevine sahiptir.  Bununla beraber sonraki yaşantısında güçlü bir unsur olarak devreye giren arkadaş çevresinden edindikleriyle yepyeni bir duruş sergileme ihtiyacı içerisine giren kişi, ailesi ile arkadaşları arasında yapacağı mukayese sonucu baskın gelecek olan tarafın yönüne doğru hızlı adımlarla yürür.  Yapılacak olan mukayese kişinin hassasiyetine göre kısa ya da uzun süreli bir bocalama dönemini beraberinde getirir. Bu noktada öğretim işini gerçekleştiren elemanların, çocuk için sancılı olan böyle bir dönemi nasıl atlatabileceği üzerinde ortaya koyacakları çözüm önerileri eğitimli bir öğretimin mevcudiyetini gösterecektir. İki taraf arasında gel-gitler yaşayan bireye, tarafların olumlu ve olumsuz yönlerini dile getirip, karar verme noktasında bireyi serbest bırakma öğrenimin aynı zamanda eğiten bir tarafının da bulunduğunu ortaya koyacaktır. Aksi halde, öğrenme faaliyeti  kuru bir nazariyattan öteye gidemeyecektir.

Günümüzde öğretime verilen önem, eğitime verilen önemden çok daha fazladır. Bunun nedeni, iş olanaklarının azalmasıyla beraber meydana gelen geçim sıkıntısını ortadan kaldırmaktır.  Çocuklarının yaşamın çetin koşulları arasında rahat bir hayat sürebilmeleri için öğretimi en önemli araç olarak gören anne-babalar, bu sebeple ellerinden gelen her türlü imkânı devreye sokarak çocuklarına yardımcı olmaya çalışırlar. Göstermiş oldukları tüm çabaya karşın evlatlarının başarısızlıkları onlarda derin bir hayal kırıklığı uyandırarak, kendileriyle çocukları arasında daha önce var olan sıcak ilişkilerin soğumasına neden olur.  Başarılı olan çocukların aileleri ise, mutluluğun vermiş olduğu sarhoşlukla çocuklarının isteyeceği her şeyi yapmaya hazır birer hizmetkâr pozisyonuna bürünürler. Her iki kanadın temsilcilerinin unuttukları görüngü ise, eğitim unsurunun devre dışı bırakılmasıdır. Bilgi kazandırmayı amaçlayan öğretimin aksine, adam etmeyi amaçlayan eğitimin önemsenmeyip gözden uzak tutulması, bireyin sosyal arenadaki söylemlerinin ve eylemlerinin kırıcı ve yıkıcı nitelikte olmasına yol açar.  Tek tek bireylerde meydana gelen olumsuzlama fark edilmeksizin toplumun tamamına yayılarak kokuşmuş keyfiyetteki insan tanımını ortaya çıkarır. Halbuki öğretime verilen değerin aynısı eğitime de verilebilse, yarınlara umutla bakıp birlikteliliğin ruhuna nüfuz edebilen kimlikli bir toplum vücuda gelecektir.

Görüldüğü gibi davranış değişikliği gerçekleştirme amacıyla hareket eden eğitim etkinliğinin öğretim formasyonuna faal bir şekilde dahil edilmemesi, yaşamın tüm evrelerinin yıpratıcı bazda çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Bu tür sıkıntıların minimum seviyeye indirilmesi için, öğretimin gerçekleştirildiği ortamlarda eğitimin fonksiyonerliği daima ön plana çıkarılıp, işlevselliğine işlerlik kazandırılmalıdır.

                                                                                   

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Açıkyol Arşivi

Cemaat ve Parti

03/09/2015 15:39

Tebliğin Önemi

05/06/2015 16:34